{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">8. Hukuk Dairesi         2021/14251 E.  ,  2021/12579 K.</font></b><ul><li style=\"font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold\"></li></ul><ul style=\"list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12\"></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">MAHKEMESİ\t:Asliye Hukuk Mahkemesi<br><br>Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın reddine ilişkin hükmün, davacı ... İdaresi ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 21.04.2021 tarihli ve 2020/4400 Esas, 2021/3882 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiş olup, davacı ... İdaresi ve davalı Hazine vekilleri tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla; dosya incelendi,gereği düşünüldü:<br>K     A     R     A     R<br>Mahkemenin verdiği önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, uyulan bozma ilamında özetle; “Çekişmeli 43 parsel sayılı taşınmazın kuzeyinde bulunan 58.700 metrekarelik kısmının maliki tarafından ormana terk edildiği ve terk edilen bölüm içerisinde bir bölümün 800 parsel numarası ile 2/B alanı olarak ayrıldığı, orman bilirkişi raporuna göre 43 sayılı parselin tamamının kesinleşmiş orman sınırları dışında kaldığı, davacı ... İdaresinin dava dilekçesinde, taşınmazın orman tahdidi içerisinde kalan kısmının tapusunun iptalini talep ettiği belirtilerek, bu durumda uyuşmazlığın yörede yapılan ve ilan edilerek kesinleşen orman tahdidine göre çözümlenmesi ve taşınmazın kesinleşmiş orman tahdidi dışında kaldığından davanın reddine karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. <br>Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... İdaresi ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesinin  21.04.2021  tarihli ve 2020/4400 Esas, 2021/3882 Karar sayılı ilamı ile onanmış olup, davacı ... İdaresi ve davalı Hazine tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur. <br>1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre, davacı ... İdaresinin yerinde olmayan ve HUMK'un 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. <br>2. Davalı Hazinenin karar düzeltme istemine gelince; davacı ... İdaresi, davalı gerçek kişiler adına tapuda kayıtlı bulunan 43 sayılı parselin, kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı iddiasıyla, tapu kaydının iptali ve orman vasfıyla Hazine adına tescili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece yapılan keşif sonrasında dosyaya sunulan 06.11.2012 tarihli bilirkişi raporunda, taşınmazın A harfiyle gösterilen 7.137,35 metrekare yüzölçümündeki bölümünün 40-50 yaşlı kızılçam ağaçlarıyla kaplı eylemli orman niteliğinde bulunduğu tespit edilmiş ve bunun üzerine Hazine vekili, 04.04.2013 tarihli dilekçe ile, taşınmazın tapu kaydının iptali ve orman olarak adına tescilini istemiştir. Mahkemenin çekişmeli taşınmazın A harfli bölümünün tapu kaydının iptali ve orman vasfıyla Hazine adına tesciline dair verdiği ilk karar, davalı gerçek kişilerin temyizi ile Yargıtay  (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 16.10.2017 tarihli kararı ile “Orman İdaresinin tahdide dayalı olarak eldeki davayı açtığı ve taşınmazın kesinleşen tahdit sınırları dışında kaldığı anlaşıldığından Orman İdaresinin davasının reddedilmesi” gereğine değinilerek bozulmuş; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Yargıtayca onanmıştır. <br>Bilindiği üzere; bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka usulü kazanılmış hak denilir. \"Bir mahkemenin Temyiz Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme mükellefiyeti meydana gelir ve bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün, bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılamaz ve bozma sebebidir, meğer ki bu aykırılık sadece bozma kararında gösterilen bir usul kaidesine ilişkin bulunsun ve son kararın neticesini değiştirecek bir mahiyet arz etmesin. Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen, bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir. Usul Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de, temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi; usul kanununun dayandığı ana esaslardandır ve amme intizamıyla da ilgilidir. Gerçekten, mahkemenin doğru bularak uyduğu ve yahut kanun gereğince uymak zorunda olduğu bozma kararı ile dava, usul ve kanuna uygun bir çığıra sokulmuş demektir. Buna aykırı karar verilmesi, usul ve kanuna uygunluktan uzaklaşılması manasına gelir ki, böyle bir netice asla kabul edilemez. Bundan başka, mahkemenin bozma kararına uygun karar vermesine rağmen Temyiz Dairesinin ilk bozmasıyla benimsenmiş olan kanuna veya usule ait hükümlere aykırı şekilde ikinci bir bozma kararı vermesi, usul hükümleriyle hedef tutulan istikrarı zedeler ve hatta kararlara karşı umumi güveni dahi sarsar\" (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Aynı ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 tarihli ve 2003/8-83 Esas, 2003/72 Karar; 17.02.2010 tarihli ve 2010/9-71 Esas, 2010/87 Karar; 25.01.2017 tarihli ve 2015/9-463 Esas, 2017/137 Karar;  03.06.2020 tarihli ve 2017/2-2288 Esas, 2020/326 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. <br>Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulü kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nin 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 19 Karar; 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 Esas, 2010/54 Karar).<br>Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulü kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü– C. V, 6. b İstanbul 2001, s 4738 vd).<br>Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.<br>Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda, hem fer’i hem de asli müdahale düzenlenmiştir (65 vd). Her iki müdahalenin, davadaki konumu ve sonuçları farklıdır. Asli müdahale, iki taraf arasında devam etmekte olan bir davada, üçüncü bir kişinin o davanın konusunu oluşturan hak veya şey üzerinde kısmen veya tamamen kendisinin hak sahibi olduğunu ileri sürmesi ve bu hakkını, harcını da ödeyerek bağımsız bir davanın konusu yapmasıdır. Başka bir ifadeyle; asli müdahale talebi, bir davanın konusunu oluşturan şey veya hakkın, tamamen veya kısmen o davanın taraflarına değil, müdahale talebinde bulunana ait olduğu iddiasını içerir ve bağımsız bir dava niteliğinde olması nedeniyle de harca tabidir. Müdahillik sıfatının kazanılması için mahkemenin kabulüne de ihtiyaç bulunmamaktadır. Müdahale talebini içeren dilekçenin harçlandırılması ile asli müdahale tamamlanmış ve dava açılmasının bütün sonuçları doğmuş olur. <br>Bu itibarla; somut olayda, Hazine tarafından sunulan 04.04.2013 tarihli dilekçe incelendiğinde; Hazinenin bağımsız bir hak talep ederek asli müdahil sıfatı ile davaya katıldığı, harçtan muaf olan Hazinenin, taşınmazın adına tescilini talep ettiği dilekçeyi  mahkemeye  sunmakla  asli müdahil sıfatını kazandığı, ne var ki Mahkemece, Hazinenin asli müdahale talebi ile ilgili olumlu yada olumsuz bir karar verilmediği gibi, Hazine davaya asli müdahil olarak davaya katıldığı halde, gerekçeli karar başlığında davalı olarak gösterildiği anlaşılmıştır. Her ne kadar Mahkemece kesin nitelikteki bozma ilamına uyulmakla, davalı gerçek kişiler lehine usulü kazanılmış hakkın oluştuğu söylenebilirse de, usulüne uygun olarak müdahale talebinde bulunan Hazinenin bu talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması, usulü kazanılmış hakkın istisnaları arasında yer alan kamu düzeni ile ilgili bir konu olup, artık burada usulü kazanılmış haktan söz edilemez. <br>Hal böyle olunca; Yerel mahkeme kararının, asli müdahil sıfatı bulunan Hazinenin talebi hakkında olumlu yada olumsuz bir karar verilmesi için bozulması gerekirken, sehven onandığı anlaşılmakla, davalı Hazinenin karar düzeltme talebinin bu yönü ile kabulüne karar vermek gerekmiştir. <br>SONUÇ; Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ... İdaresinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin karar düzeltme  isteminin kabulü ile; Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesinin 21.04.2021 tarihli ve 2020/4400 Esas, 2021/3882 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle 6100 Sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, anılan Kanunun 442. maddesi uyarınca (6100 Sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi gereğince 1086 Sayılı HUMK'un 427 ila 454. maddeleri yürürlükte bulunduğundan) takdiren 490,00 TL para  cezasının karar düzeltme isteyen Orman İdaresinden alınarak Hazineye irad kaydına, 7139 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca Orman İdaresi'nden harç alınmasına yer olmadığına, 16.12.2021  tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1890cda0db84a6c7","SID":"17a88e71ba328848"}}