{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">16. Ceza Dairesi         2018/705 E.  ,  2018/1975 K.</font></b><ul><li style=\"font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold\"></li></ul><ul style=\"list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12\"></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">Mahkemesi \t:Ceza Dairesi<br>Suç\t: Silahlı terör örgütüne üye olma<br>Hüküm\t: TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK’nın 53,<br>\t  58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına<br>\t  ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi<br><br>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine  göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; <br>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve  gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;<br>Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa’nın 36/1. maddesinde: “Herkes, meşru vasıta  ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”, Avrupa İnsan Hakları  Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de: \"Herkes  davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve  kamuya açık olarak, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir...\" denilerek teminat  altına alınmıştır. Anılan hakkın muhtevası, savunma ve müdafii yardımından  faydalanma hakkı yönünden Sözleşmenin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna  göre; bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir  müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen  atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir.<br>AİHS’nin 6/3-(c) bendi gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma  hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafii yardımından  yararlanma ve bir müdafi tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için  gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafii yardımından yararlanma olmak üzere üç  ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat  savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafii yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma  hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (AİHM  Pakelli/Federal Almanya, B.No: 8398/78, 25/4/1983). <br>Ancak AİHM, AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinin, bu  hakkın teminatlarından kişilerin kendi iradeleriyle vazgeçmelerini engelleyecek  şekilde yorumlanamayacağı düşüncesindedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No:  4447/05, 01.10.2013). <br>Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi,  önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul  olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02,  27/11/2008, Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007, Aksin ve diğerleri/Türkiye, Anayasa Mahkemesi B. No: 2013/2319 8/4/2015).<br>Ne var ki; AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz  olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması  yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı  gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını  gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye ).<br>Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli  ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi  halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiin atanması gerektiğini, 5271 sayılı CMK'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Ayrıntıları Dairemizce de  benimsenen Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih 2016/17-939,  2016/465 sayılı kararında açıklandığı üzere; \"1412 sayılı CMUK, kişisel savunmada  kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu  müdafilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı CMK zorunlu müdafilik sistemini,  önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı CMK’na göre; müdafii bulunmayan şüpheli  veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz  olması (150/2. md.), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt  sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. md.), resmi bir kurumda  kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması  (74/2. md.), tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilmesi (101/3. md.), davranışları  nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye  sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak  sanık hakkında duruşma yapılması (247/4. md.) hallerinde, şüpheli veya sanığın  istemi bulunmasa hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafi  görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır.\"<br>Şu hale göre; 5271 sayılı CMK’nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması  istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk  olması karşısında; görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanmaları nedeniyle,  delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle (AÎHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan \"silahların eşitliği\"  ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile  teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde  (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafii  görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorguları tespit edilmek suretiyle savunma  hakkının kısıtlanması,<br>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş  olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı CMK'nın 302/2.  maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.05.2018 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.             <br>KARŞI OY:<br>Sanık hakkında  silahlı terör örgütüne üye olmak  suçundan TCK'nın 314/2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik  sayın çoğunluğun  bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. <br>Sanık hakkında  mahkumiyet hükmü Anayasanın 36/1, AİHS 6/1-3-c, CMK 101/3, 150/3 maddelerine vurgu yapılarak '5271 sayılı CMK'nın 101/3. maddesi gereğince  tutuklanması istenen  ve seçtiği bir müdafi de bulunmayan  sanığa müsnet suçun niteliği ve öngörülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin  yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafi refakatinde  tutuklanmaları nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çekişmeli yargılamanın gereği olan ''silahların eşitliği'' ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde adaletin selameti açısından gerekli olan müdafi görevlendirilmeden  yargılama yapılıp sorgusu tespit edilip   savunma  hakkının kısıtlandığı gerekçesi ile bozulmuştur.<br>Sayın Çoğunluk bozma nedenine  CMK'nın soruşturmaya ilişkin 101/3,  Anayasa 36/1, AİHS 6 maddelerini esas  alınmakla birlikte bozma gerekçesinde  yine Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve  2016/17-939-2016/465 sayılı kararını da vurgulamıştır. <br>Öncelikle sanığa isnat edilen  suçun kovuşturma aşamasında müdafi bulundurma zorunluluğunu düzenleyen CMK'nın 150/3 maddesi kapsamında olup olmadığı; tutuklamaya sevkte müdafi bulundurma zorunluluğuna  temas eden CMK'nın 101/3 maddesinin,  Anayasa 36 ve  AİHS 6 maddeleri kapsamında değerlendirmesinin yapılması  ve  bu hususların hangi kanun yolu ile denetleneceğinin  tartışılmasında zorunluluk bulunmaktadır.<br>CMK'ya göre  ceza soruşturma ve kovuşturmasında kural olarak her sanık  müdafi yardımından yararlanabilir, istemi halinde  kendisine  Barodan müdafi atanması zorunludur. CMK'nın 147 maddesine göre savunması öncesinde sanığa  bu hakkı hatırlatılmış, sanık müdafi istemeden  savunmasını yapacağını beyan etmiştir. Bu hak hatırlatılmadan savunmasının alınması  bizatihi bozma nedenidir. Somut olayda  bu durum söz konusu değildir.<br>Yine mevzuatımızda CMK'nın 150/3 maddesi duruşmada müdafi bulundurulmasını sanığın  iradesine bırakmayan emredici bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. CMK'nın 150/3 maddesi  alt sınırı 5 yıldan  fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda  istem aranmaksızın müdafi görevlendirileceğini hüküm altına almıştır.<br>Sanığa atılı suç, TCK'nın 314/2 maddesinde yazılı  silahlı terör örgütüne üye olma suçudur. Beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. 5560 sayılı Kanunun 21 maddesi ile  CMK'nın 150. maddesinde yapılan değişiklikten sonra  silahlı örgüt üyesi olmak suçundan yapılan  yargılamada sanık istemi dışında müdafi bulunmasının zorunlu olmadığı gerek Yargıtay 9. Ceza Dairesi gerekse Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından  kabul edilmiştir.  <br>Hemen ifade etmek gerekir ki silahlı terör örgütü üyeliği  suçunun  zorunlu müdafilik kapsamında suçlardan olduğu yönünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine konu Yargıtay Ceza Genel Kurulunda  tartışılmış ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun  06.12.2016 gün ve  2016/17-939-2016/465 sayılı kararı ile  silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun CMK'nın 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafi bulundurmayı  gerektiren suçlardan olmadığına karar verilmiştir.<br>Suça sürüklenen çocuklar dışında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle  sanıklar  hakkında 3713 sayılı Kanunun 5  maddesi ile her halde 1/2 oranında artırım yapılmasına rağmen, bu suça ilişkin Yargıtay içtihatları bu yönde şekillenmiş  olup uygulama aynen devam etmektedir.<br>Zaten sayın çoğunluğun bozma nedeni  doğrudan CMK'nın 150/3 maddesine dayanmamaktadır.<br>Mevzuatımızda müdafi tayininin sanık ya da şüphelinin iradesine bırakılmayıp zorunlu görüldüğü haller CMK'nın 150/2 maddesinde şüpheli veya sanığın  çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır dilsiz olması; CMK'nın 74/2 maddesinde  resmi kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için  gözlem altına alınma kararı;  CMK'nın 101/3 maddesinde tutuklama talebiyle  mahkemeye sevk; CMK'nın 204/1 davranışları nedeniyle hazır bulundurulmasının duruşmanın düzenli yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan  sanığın yokluğunda duruşma yapılması ve CMK'nın 247/4 maddesinde yazılı kaçak sanık hakkında  duruşma yapılmasında isteme bakılmaksızın müdafi  görevlendirilme zorunluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır.<br> Somut olayda  CMK'nın 150/2, 74/2, 204/1, 247/4 maddeleri söz konusu değildir.<br>O halde  sayın çoğunluğun bozmaya esas aldığı anlaşılan CMK'nın 101/3 maddesinin irdelenmesi gerekecektir.<br>CMK'nın 101 maddesinin başlığı 'Tutuklama Kararı'dır. Tutuklamanın safahatını  düzenler. Müdafi zorunluluğunu düzenleyen CMK'nın 101/3. maddesi 'tutuklama istenildiğinde  şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafi yardımından yararlanır' hükmünü amirdir. Yani gerek soruşturmada gerekse kovuşturmada  tutuklama kararı istenildiğinde   mutlaka şüpheli veya sanığa müdafi tayin zorunluluğuna işaret etmektedir. İsteme bakılmaz. Somut olayda sanığın ilk tutuklanması aşamasında  kendisine müdafi atanmıştır.<br>Maddede  tutukluluğun devamı kararlarına ilişkin düzenleme getirildiği halde  tutukluluğun devamı kararlarında müdafi zorunluluğuna işaret edilmemiştir. Bu konu doktrinde de tartışılmaktadır. Ancak hakim görüş tutukluluğun devamı kararlarında  müdafi bulunmasının ihtiyari  olduğu yönündedir. Nitekim 'Belki tutukluluğu devam eden  sanığın yanında veya katılmasa bile  avukatın bulunması gerektiği ileri sürülebilir ki bizce bu görüşte en azından CMK m. 101 açısından isabet bulunmamaktadır. Tutuklama tedbirinde avukat bulundurma zorunluluğu, ilk aşama, yani ilk tutuklama tedbirinin  değerlendirilmesi için öngörülmüştür. (Prof. Dr. Ersan Şen Zorunlu Müdafilik ve Yargılama Sürati)' <br>İlk tutuklama kararında olduğu gibi tutukluluğun devamı  kararlarında  müdafi zorunluluğu  kişi hürriyetine ilişkin olması nedeniyle farazi olarak  kabul edilse bile,  ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı  kararları  hangi kanun yolu ile  denetlenecektir. Bunun temyiz aşamasında denetimi mümkün müdür?  İrdelenmesi gereken asıl husus bu olmakla birlikte tutuklu yargılamada sanığın  kendi iradesi ile müdafi  bulunmadan yapılan yargılamanın AİHS 6. maddesi kapsamında  adil ve dürüst yargılama hakkının ihlali sayılabilir mi sorusunun da cevaplanması gerekecektir.<br> Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin  6. maddesi adil yargılama hakkı başlıklı olup yargılamaların tabi hakim ilkesine göre kanunla kurulmuş  bağımsız, tarafsız  mahkemelerde,  makul sürede  ve açık olarak yapılması, masumiyet ilkesi, savunma hakkının  kısıtlanmaması ve tercüman yardımını düzenlemektedir. Somut olayda sanık kendi iradesi ile  müdafi istemediğini beyan etmiş ve kovuşturma da  sanık istemediği için  müdafi olmadan  görülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere  CMK'nın 150/3 maddesine  göre müdafi bulundurma zorunluluğu da yoktur. Bunun doğrudan  AİHS 6. maddesine aykırılık teşkil ettiği iddia edilemez. Nitekim AİHM kararları da bu yöndedir: 'Sözleşme ile garanti altına alınan hakkın kullanılmasından  vazgeçilmesi bunun açıkça söylenmesi ile mümkün olabilir. (Zana/Türkiye)' Sanık  ilk derece mahkemesinde hakları hatırlatıldığında müdafi istemediğini beyan etmiştir. İsteme bağlı müdafiliğin söz konusu olduğu bir suçtan yapılan yargılamada sanığın  müdafi istenmemesi nedeniyle yargılamanın  müdafi atanmadan yapılması gerek Dairemiz gerekse Yargıtay içtihatlarında  Anayasanın 36/1  ve AİHS 6. maddelerine  aykırılık teşkil ettiği hususunda somut bir karara rastlanmamıştır. Yani  isteme bağlı müdafiliğin uygulandığı durumlarda  talep edilmemesi nedeniyle müdafi atanmadan  yargılama yapılması gerek Anayasa 36/1 ve gerekse AİHS 6. maddesinin ihlali niteliğinde değildir.<br>Öte yandan CMK'nın 101/3 maddesinde  yazılı ilk tutuklamada müdafi bulundurulması gerektiğine kuşku yoktur. Somut olayda ilk tutuklamada sanığa müdafi atanmıştır. Ancak biz sanığın ilk tutuklamada müdafi olmadan tutuklandığını tutukluluğunun devamı  kararlarının da yargılamanın  müdafi istenmemesi nedeniyle müdafi olmadan verildiğini düşünelim.  Bu halde  hangi kanun yolu  ile tutuklama ve tutukluluğun devamı  kararının  denetleneceğini belirlememiz ve  kanun yoluna ilişkin normu uygulama zorunluluğumuz ortaya çıkacaktır.<br>Hiç kuşku yok ki ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları  CMK'nın 101/5 maddesine göre itiraz kanun yoluna tabidir. Gerek  tutuklama gerekse  tutukluluğun devamı  kararı itiraz kanun yolu ile  denetlenecek  ve itiraz üzerine kesin olarak   karar verilecektir. İtiraz kanun yoluna  tabi olup kesin olarak verilen bir karar  temyiz kanun yolu  incelenmesi mümkün değildir. Ancak itiraz üzerine  kesin olarak verilen karar  kanun yararına temyize konu olabilir. Somut olayda kanun yararına temyiz de söz konusu değildir.<br>Usul hukukuna ilişkin uygulama, yargılamada esasa etki etmişse bunun somut olarak tespiti halinde temyizen incelenip bozma konusu yapılabileceğini  ifade etmemiz gerekirse de,  somut olayda  kendi istemi ile müdafi olmadan  yapılan yargılamanın  savunmasını ne suretle  etkileyip delillere ulaşmada  somut olarak hangi güçlüklerle karşılaştığı hangi delillere ulaşamadığının gerek sanık tarafından ortaya konması gerektiği gibi  temyiz incelemesinde bu hususların somut olarak tespit edilmesi  gerekir ki   böyle bir değerlendirme de mevcut değildir.<br> Yukarıda açıklanan nedenlerle  olayda AİHS 6. maddesi ve Anayasanın 36/1 maddesine ilişkin bir ihlal olmadığı gibi,  zorunlu müdafiliğin gerekmediği, kovuşturmada sanığın kendi talebi ile  müdafi istemediği sanığa  bu nedenle müdafi atanmadığı, sanığın ilk tutuklanma kararında müdafinin bulunduğu, CMK'nın  101/3 maddesinin  ilk tutuklamaya ilişkin olduğu,  tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların itiraz kanun yoluna tabi olup, itiraz üzerine kesin olarak karar verildiği,  tutukluluğa ilişkin temyiz incelemesi  yapılamayacağı, atılı suçun  zorunlu müdafi atanmasını gerektiren suçlardan olmaması nedeniyle somut olayda CMK'nın 188 maddesine aykırılıktan söz edilemeyeceği gibi CMK'nın  289/1-a-e maddesinde belirtilen hukuka kesin aykırılık hallerinin de somut olayda bulunmadığı,  sanığın müdafi olmadan yapılan yargılamanın  savunma hakkı ve delillere erişimde ne gibi güçlüklere neden olduğunun somut olarak ortaya konulmadığı gibi sanığın bu yönde bir iddiasının dahi bulunmadığı nazara alındığında hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan  sayın çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum.<br><br><br>  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1c7632eb5d84f2a0","SID":"41ab2881b0dc65e4"}}