{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">9. Hukuk Dairesi         2018/1788 E.  ,  2018/4588 K.</font></b><ul><li style=\"font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold\"></li></ul><ul style=\"list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12\"></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">MAHKEMESİ\t:İŞ MAHKEMESİ<br><br>DAVA\t: Davacı,  derece ve kademe tespiti ile yıpranma prim farkı, yasal ilave tediye farkı, akdi ilave tediye farkı alacaklarının  ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.<br>                                    Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.  <br>\tHüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:\t<br><br>                                                       YARGITAY  KARARI  <br><br><br>A) Davacı İsteminin Özeti:<br>Davacı vekili, davacının mevsimlik işçi olarak Köy Hizmetleri’nde çalışırken 2001 yılından itibaren kadrolu işçi olarak çalıştığını, 2005 yılında da 5286 sayılı Yasa kapsamında İl Özel İdaresi bünyesine aktarıldığını, devirden sonra da aynı işyerinde çalışmaya devam ettiğini ve işyerinden daha sonra emekli olduğunu, geçici işçi statüsünden 2001 yılında daimi kadrolu işçi statüsüne geçirilirken, geçici işçilikte geçen hizmet sürelerinin kademe ve derece hesabında dikkate alınmayarak yapılan intibak işleminin hatalı olduğunun tespiti ile derece ve kademelerinin tespitine, yıpranma prim farkı, yasal ilave tediye farkı ve akdi ilave tediye farkı alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>B) Davalı Cevabının Özeti:<br>Davalı vekili, alacağın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının 26/10/2000 tarihli protokol ile 02/02/2001 tarihinden itibaren daimi işçi olarak çalıştığını, bunun gibi işçilerin mevsimlik hizmet sürelerinin sonraki dönemlerde yürürlüğe konulan toplu iş sözleşmelerinde derece ve kademelerinde değerlendirileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmediğini, ancak buna rağmen işçilerin 10 yıl sonra dava açtıklarını, bu hususta davacı tarafın iyi niyetli olmadığını, ücret düzenlemesine itiraz etmeyerek çalışmaya devam ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:<br>Mahkemece, davacının 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 19. maddesinin 6. fıkrası uyarınca sendika üyeliği sona eren işçilerin intibak yasasından yararlanamayacağı da hukuken açık olduğu, Ayrıca 6356 sayılı Yasanın 19.maddesinin 6. fıkrasında da Sosyal Güvenlik Kurumundan yaşlılık veya malullük aylığı yada toptan ödeme alarak işten ayrılan işçilerin sendika üyeliği sona erdiği, ilaveten Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 18.03.2014 günlü 2014/6413 sayılı emsal içtihadında da belirtildiği gibi 22.10.2000 tarihinde Türk İş Sendikası ile hükümet arasında yapılan protokol ile Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde belirli süreli iş sözleşmesi ile (geçici veya mevsimlik işçi pozisyonlarında) istihdam edilmiş veya 26.10.2000 tarihi itibariyle çalışanların uzun süredir bu kurumda çalışmış olmaları ve iş deneyimleri dikkate alınarak 02.02.2001 tarihinden itibaren sürekli işçi kadrolarına intibak ettirilmesi sonucu gelişen bu olayda söz konusu protokolün 2. maddesine göre \"söz konusu işçilerin ücret skalası 2001 yılından ve daha sonraki yıllarda yenilenecek toplu iş sözleşmelerinde genel ücret artışı dışında korunacaktır.\" denmekte buna göre de davacı işçi hükümet ile ... Sendikası arasında imzalanan 26.10.2000 tarihli protokol uyarınca sürekli işçi kadrosuna alınmış olup söz edilen protokole göre geçici işçilerin mevcut ücretleri üzerinden sürekli işçi kadrosuna geçirilecekleri  açık ve özel olarak belirtildiğinden davacı işçi de bu şartlar altında sürekli işçi kadrosuna geçirildiğinden işçi kadrosuna geçmenin şartlarını bildiği halde aradan 10 yıldan fazla süre geçtikten sonra protokol hükümleri göz önünde bulundurulmaksızın ücretin eksik belirlendiğini ileri sürerek fark ücret ve buna bağlı diğer işçilik alacaklarının talep edilmesinin yersiz olduğu noktasında Yargıtayca da karar verildiğinden davanın reddine karar verilmiştir.  Karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 7. HD’nin 04.11.2015 tarih, 2014/21432  Esas, 2015/21533 Karar sayılı kararı ile“...davacının mevsimlik işçi olarak çalıştığı önceki hizmet süresi dikkate alınarak dönem ... hükümlerine göre derece ve kademesi belirlenmeli, buna göre yevmiyesinin tespiti ile varsa fark alacakları hüküm altına alınmalıdır.”gerekçesi ile bozulmuş, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>\tD) Temyiz:<br>\tBozmadan sonra verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>\tE) Gerekçe:<br>\t1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.<br>\t2-Belirsiz alacak davası 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile öngörülen ve alacaklıya bazı avantajlar sağlayan yeni bir dava türüdür. Sözü edilen hükme göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”. Şu hale göre davanın açıldığı tarihte alacak miktarının belirlenmesi imkansız ise belirsiz alacak davası açılabilir. Öte yandan alacaklı tarafından alacağın miktar veya değerinin tam olarak belirlenmesi beklenemez ise yine belirsiz alacak davası açılabilir.<br>\tBelirsiz alacak davasını düzenleyen HMK’nun 107. maddesinin gerekçesinde, birçok kez hak arama özgürlüğüne vurgu yapılmıştır. Yine alacaklının hukuki ilişkiyi, muhatabını ve talep edebileceği asgari tutarı bilmesine rağmen “alacağın tamamını tam olarak”tespit edemeyecek durumda olması da davanın nedenleri arasında sayılmıştır. Bu itibarla belirsiz alacak davasıyla ilgili yoruma gidildiğinde, alacaklının hak arama özgürlüğünün değerlendirilmesi gerekir. Bunun aksine ilgili hükmün, alacaklının hakkına ulaşmasını kısıtlayan şekilde ele alınması doğru olmaz.<br>\tDava konusu alacak karşı tarafın vereceği bilgi veya belgelerle belirlenecekse, alacak belirsiz kabul edilmelidir. Karşılaştırmalı hukukta geçerli olan bu kriter 107. maddenin 2. fıkrasının başlangıcında “karşı tarafın vereceği bilgi sonucu” yargılama sırasında belirlenme olarak kabul edilmiştir.<br>\tKonuyu iş mevzuatı açısından ele aldığımızda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3, 8, 22, 28, 32, 37, 67. maddelerinde işverene çalışan her bir işçi yönünden kayıt tutma ve işçiye belge verme yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Bütün yasal yükümlülüklere uyan işveren bakımından kural olarak işçi alacaklarının belirsiz olduğundan söz edilemeyecektir. Zira işçinin çalışma süresinin tam olarak kayda geçirildiği,  iş sözleşmesi ile ücreti, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlendiği, işçiye her ay ücret hesap pusulası verildiği, günlük ve haftalık iş sürelerinin işçiye önceden bildirildiği, işçinin yaptığı olağanüstü çalışmalar için kendisine belge verildiği durumlarda, işçinin birçok alacağı belirli ya da belirlenebilir durumdadır. Sadece hakimin taktirine kalan bazı alacaklar bakımından yine de başlangıçta bir belirsizlikten söz edilebilecektir.<br>\tİşçilik alacaklarının  hesabı genelde iki kritere tabidir. İşçinin işyerinde geçen çalışma süresi ve ücreti ile ekleri bilindiğinde işçilik alacakları belirlenebilir durumdadır. Bu yüzden özellikle kamu kurumlarında işçinin çalışmalarının tam  olarak Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilmesi ve işyerinde uygulanan toplu  iş sözleşmesinden yararlanan işçinin ücreti ile eklerinin toplu iş sözleşmesinde yer alması sebebiyle işçilik alacakları belirlenebilir durumdadır. Yine de hakimin taktir alanına giren manevi tazminat, taktiri indirime tabi fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, bayram ve genel tatil  ücreti, cezai şart, sözleşmenin kalan süresine ait  ücret gibi alacakların başlangıçta tam  olarak  ve tamamen belirlenmesi mümkün değildir. Nitekim 107. maddenin Adalet Komisyonu gerekçesinde de, alacaklının “talep edebileceği miktarı asgari olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağın tamamını tam  olarak tespit”edememesi halinde belirsiz alacak davası açılabileceği ifade edilmiştir.<br>\tGerekçede örnek olarak “keşif ve bilirkişi raporu” ile alacağın miktarının tespit  olunmasından söz edilmiştir ki, iş yargısında bilirkişi hesap  raporu alınması çok yaygın bir  uygulamadır.  \tYine 107. maddenin 2. fıkrasında “karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu”  alacak miktarının belirlenmesinden söz edilmiştir ki, yukarıda sözü edilen yasal yükümlülükler sebebiyle işçiye çalışırken belge vermekle yükümlü olan  işveren bunu yerine getirmediğinde, işçinin  alacağın miktarını tam olarak belirlemesini beklemek doğru  olmaz.<br>\tBelirsiz alacak davasını öngören hükümde biri sübjektif, diğer objektif iki  unsur karşımıza çıkmaktadır. Alacağın veya dava değerinin belirlenmesini  objektif  olarak imkansız olması  halinde belirsiz alacak davası açılabilecektir.  Örneğin  iş kazası geçiren  işçinin açacağı davada işveren ve  işçinin karşılıklı kusur  oranları, kusursuz sorumluluk  olup  olmadığı ve varsa kaçınılmazlık durumu ve maluliyet oranlarının dava açma aşamasında  belirlenmesi imkansızdır.  <br>\t Sübjektif unsur ise alacaklının talep konusu miktarı belirlemesinin alacaklıdan beklenememesidir. İşçinin  yasal hakları ödenmeksizin işten  çıkarıldığı bir durumda yukarıda belirtilen masraflara ek  olarak uzman  hesap raporu aldırarak  olası  işçilik alacaklarını belirlemesi   de hak arama özgürlüğü  önünde engel  olarak değerlendirilebilir.<br>\tTalep sonucunun rakam olarak ifadesinin imkansızlığı, davacının tam olarak miktarını bilmediği ve bu bilgisizliğini davalının sahasında bulunan vakıalardan kaynaklandığı durumlarda söz konusudur.<br>\tİşyerinde sendikasız  çalışan  ve yasal işçilik alacakları konusunda  ayrıntılı bilgi sahibi olması beklenmeyen bir işçinin, alacakları doğru şekilde adlandırması dahi mümkün  olmazken  doğru  hesap yöntemiyle birlikte ve tam  olarak  belirlemesi mümkün görülmemelidir. Ancak işyerinde hukuk müşaviri, personel  uzmanı, muhasebe müdürü gibi konumda çalışan bir işçi bakımından aynı sonuca varmak mümkün  olmayacaktır.<br>\tBelirsiz alacak davası hukuk sistemimize girmeden önce icra inkar tazminatına hak kazanma yönünden likit (belirli) olma kriteri içtihat  olarak kabul edilmiştir. Bu kriterin, alacağın belirli  olup olmamasında da dikkate alınabileceği Yargıtay tarafından kabul edilmiştir. Yargıtaya göre; “Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ise; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez”(HGK. 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E, 2010/397 K, HGK, Y.HGK. 17.10.2012 gün ve 2012/9-838 E, 2012/715 K).<br>\tGenel mahiyette bu açıklamalardan sonra işçilik alacaklarının belirsiz alacak davasına konu olup  olmayacağı noktasında Dairemizce belirlenen  kriterler aşağıdaki gibidir;<br>\t Kıdem tazminatı hesabı  için,  işçinin çalıştığı süre, fasılalı  çalışma olup  olmadığı, bu süre içinde ihbar önelini altı hafta aşan  istirahat raporu alınıp alınmadığı, ücretsiz izin  uygulaması  olup  olmadığı, grevde geçen sürenin varlığı, işçinin son ücreti, ücretin  eki niteliğindeki ödemelerin son bir yıllık toplamı, işçiye sağlanan ayni  hakların  parasal değeri ve son bir yıllık ortalaması, ücretin eki mahiyetindeki ödemelerin devamlılık arz edip etmediği gibi  konuların  net  olarak bilinebilmesi gerekir. Bu yüzden işçinin   hesabın unsurlarına dair sözü edilen bir veya birkaç  konuda belirsizlik halinde kıdem tazminatının başlangıçta tam  olarak ve tamamen belirlenmesi mümkün olamaz. HMK’nun 107. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere alacaklının “alacağının tamamını tam  olarak” tespiti mümkün değildir. Bu nedenle hesabın unsurlarındaki tartışma ve belirsizlik, alacağın da belirsiz olması sonucunu doğurur.   Ancak ücret ve eklerine dair tartışma kıdem tazminatı tavan sınırlaması sebebiyle sonuca etkili değilse, kıdem tazminatının belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği düşünülmelidir.<br>\tİhbar tazminatı hesabı noktasında  kıdem tazminat için sözü edilen tavan sınırlaması hariç, hemen hemen aynı verilere  ihtiyaç  vardır.  İşçinin çalışma süresindeki tartışmanın ihbar süresine dair dilimi etkilemesi veya işçinin ücreti ve eklerindeki herhangi bir tartışma halinde ihbar tazminatı hesabı da belirsizdir.<br>\tİşçinin ücretini ve çalışma süresini bilmesi gerektiği varsayımı ile ihbar ve kıdem tazminatının her durumda belirli  olduğunu söylemek isabetli bir yaklaşım  olmaz. Çalışma süresine ve ücreti ile eklerine dair yasal yükümlülüğe rağmen işverence  belge  verilmemiş bir işçinin, işverende mevcut işyeri şahsi sicil dosyasına ulaşmadan ve işverence bilgi ve belge sunulmadan önce henüz dava açma aşamasında bu tür tazminatların tamamını ve tam  olarak  hesaplamasını beklemek ve bunu bir dava şartı  olarak kabul etmek, hak arama özgürlüğünü zedeler. Bu konuda alınacak olan uzman raporu da hesap noktasında aynı belge eksiklikleri sebebiyle yeterli olmayacağı gibi, iş sözleşmesi yasal hakları ödenmeksizin feshedilen işçiden dava öncesinde alacaklarını belirleyebilmek için hesap raporu almak yönünde bir masraf  yapmasını beklemek de doğru  olmaz.<br>\tYıllık izin ücreti hesabının unsurları, işçinin çalışma süresi  ve ücretin miktarıdır. İşverence yasal düzenlemelere rağmen bu yönlerden belge düzenleme ve işçiye verme yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması halinde işçinin yıllık izin ücretini dava öncesinde tam olarak belirlemesi mümkün  olmayabilir. Bu açıdan çalışma süresi ve ücretin tartışmalı olması durumunda yıllık izin ücreti  belirsiz alacak davasına konu edilebilir.   Ancak çalışma süresi ve ücretin işçiye verilmiş veya ulaşabileceği  belge ve kayıtlarla kesin  olarak saptanabildiği hallerde yıllık izin  ücretinin belirli  olduğu ve  belirsiz alacak davasına konu  olamayacağı söylenebilecektir.<br>\tFazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram  ve genel tatil çalışmaları karşılığı ücretler için ise çalışmaların tamamının puantaj kayıtlarına dayandırıldığı istisnai durumlar dışında hakimin taktiri indirimi söz konusu olduğundan,alacakların, davanın açıldığı aşamada tam  olarak belirlenmesi mümkün değildir. Bu itibarla sözü edilen alacakların belirsiz alacak davasına konu edilebileceği ilke olarak kabul edilmektedir.<br>\tHakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak alacak miktarı veya değerinin belirlenmesi halinde alacak belirsizdir (Yargıtay 9.HD.27.02.2012 gün ve 2012/1757 E.2012/5742 K. ).<br>\tDairemizin kısmi dava ile ilgili verdiği bu ölçütleri kabul eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17.10.2012 gün ve 2012/9-838 E, 2012/715 K sayılı kararında “İşçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda, talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğru olmayacağını, talep konusu işçilik alacakları belirli olup olmadığının somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesinin daha doğru olacağını” açıkça belirmiştir.<br>\tAynı dava dilekçesinde birden fazla işçilik alacaklarının talep edildiği durumlarda davaların yığılmasından söz edilir ki, alacağın belirli  olup  olmadığı her bir alacak kalemi   bakımından somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012  gün, 2012/ 9-838 E, 2012/ 715 K sayılı kararı da bu yöndedir.<br>\tDavaya konu işçilik alacaklarının bir kısmının ya da bazılarının belirsiz alacak davasına konu olamayacağı belirlendiği taktirde, hakim hemen davayı reddetmemeli, HMK.’nun 115/2 maddesi uyarınca eksikliği tamamlaması yani alacağını belirleyerek buna göre talepte bulunması için davacıya kesin süre vermeli, gereğinin yerine getirilmemesi halinde dava şartı eksikliğinden dava reddedilmelidir. Dairemiz kararları ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin kararları bu yöndedir(Yargıtay 9.HD. 26.01.2014 gün, 2014/1962 E,  2014/6034 K. ; Yargıtay 9.HD. 27.02.2012 gün ve 2012/1757 E, 2012/5742 K. ; Yargıtay 19. HD. 16.01.2014 gün, 2013/ 17491 E, 2014/ 1332 K. Yargıtay 19. HD, 16.01.2014 gün, 2013/ 17366 E, 2014/ 1329 K.).<br>\tAlacağın belirsiz olması halinde alacaklı, belirsiz alacak davası açabileceği gibi kısmi dava olarak da alacağın tahsilini talep edebilir.<br>\tDava dilekçesinde alacağın belirsiz olduğundan söz edilmiş olsa da, kısmi dava açıldığının ifade edilmesi halinde davanın türünün kısmi dava olarak kabulü gerekir. Zira alacak belirsiz ise kısmi dava yoluyla alacağın istenmesine engel bir durum yoktur. Bu ihtimalde kısmi dava ancak talep edilen kısım itibarıyla zamanaşımını keser. Yargılama ile alacağın belirlenen kalan kısmı ıslah veya ek dava ile talep edildiğinde arttırılan miktarlar bakımından faiz başlangıcı -kural olarak- talep tarihidir. Bu nedenle davanın türünün belirsiz alacak davası veya kısmi dava oluşunun sonuçları farklı olup, tereddüt halinde  hakim tarafından bu husus davacıya açıklatılmalı ve davanın türü ön inceleme tutanağına yazılarak tahkikat aşamasına geçilmelidir.<br>\tBelirsiz alacak davası ise mevcut yasal düzenleme çerçevesinde üç değişik şekilde açılabilir. <br>            1) Eda (tahsil talebi ile) davası niteliğinde belirsiz alacak davasının açılabileceği HMK’nun 107. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında öngörülmüştür. <br>            2) Tespit niteliğinde belirsiz alacağı tespit davası ise aynı maddenin 3. fıkrasına dayanmaktadır.  <br>            3) Maddenin gerekçesine göre ise alacaklı kısmi eda külli tespit davası da açabilir. Her bir dava türünün farklı özellikleri bulunmaktadır.<br>           Belirtmek gerekir ki, her üç tür belirsiz alacak davası türünde de zamanaşımı alacağın tamamı için dava tarihinde kesilir ve dava tarihi esas alınır. Tespit veya kısmi eda külli tespit davası türü bunu etkilemez. Bu husus, 107. maddenin gerekçesinde açıklanmıştır.  <br>\tTahsil talepli belirsiz alacak davasında, alacaklı belirleyebildiği miktarı davaya konu etmelidir. Bu konuda rastgele bir miktarı talep etmesi doğru olmaz. Örneğin, işveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında 10 yıl ve asgari ücretten hizmeti görünen bir işçi, çalışma süresini 12 yıl ve ücretini net 2.000,00 TL olarak açıklamak suretiyle kıdem tazminatıyla ilgili belirsiz alacak tahsil davası açabilir. Bu davada, kayıtlarda geçen süre ve asgari ücrete göre belirlenebilen miktar talep edilmelidir. Başka bir anlatımla tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında alacaklı belirleyebildiği kadarıyla bir hesaplama yapmalı ve bu miktarı talep etmelidir. Dava dilekçesinde şimdilik kaydıyla farazi bir miktar (100,00 TL) gösterilmesi halinde, davanın, tahsil amaçlı belirsiz alacak davası olarak kabulü doğru olmaz.<br>\tTahsil amaçlı belirsiz alacak davasında, işverenin vereceği cevap, ön inceleme aşamasında bu yönde uzlaşı veya tahkikat aşamasında belirsizlik ortadan kalktığında,  107/2. maddeye göre davacı miktarı arttırabilir ve alacağın tümünün tahsilini talep edebilir. Bu aşamada iddianın genişletilmesi yasağı devreye girmez.<br>\tHMK’nun 107. maddesinin gerekçesine göre, alacak belirli hale geldiğinde artırım, sadece bir kez yapılabilir. İkinci kez artırım yapılmak istenirse, iddianın genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalınır.<br>\t6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemeyeceğinden, davacının talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı definin de sonuca bir etkisi olmaz.  <br>Tahsil talepli belirsiz alacak davasında faiz başlangıcı, davadan önce temerrüt söz konusu değilse dava tarihi olmalıdır. Alacak belirlendikten sonra arttırılan kısım için faiz başlangıcı temerrüt ya da dava tarihidir.  <br>\tBelirsiz alacak davasının tespit davası  olarak açılabileceği HMK’nun 107/3. maddesinde  kabul edilmiş  olmakla, davanın  miktar belirtmeden açılması da imkan dahilindedir. Bu  halde hukuki yarar yokluğu  ile ilgili tartışmalara mahal  vermemek için, 107. maddenin son cümlesinde,  belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunduğu ifade edilmiştir.\t<br>\tBelirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasının ardından, alacağın yargılama sırasında belirlenmesi üzerine HMK’nun 107/2. maddesine göre miktarın arttırılması mümkün değildir. Zira sözü edilen hüküm, belirsiz alacak davasının miktar belirtilmesi yoluyla tahsil amaçlı eda davası biçiminde açılması halinde uygulama alanı bulabilir.  Ancak belirsiz alacak tespit davasında yapılan yargılama ile alacak belirlendikten sonra, davanın tamamen ıslahı suretiyle alacağın tahsili talep edilebilir.<br>\tBelirsiz alacak davasının tespit davası  olarak açılması ve ardından ıslahla eda davasına dönüştürülmesinin, davanın belirli bir miktar üzerinden açılmasından farkı, faiz başlangıcı noktasında kendisini gösterir. Belirsiz alacak davası tespit davası  olarak açıldığında faiz  başlangıcı, temerrüt yoksa alacakların  rakam olarak  talep edildiği  ıslah  tarihi olmalıdır. Belirsiz alacak davası ile kesilmiş olan zamanaşımı yargılama sırasındaki işlemler ve hakimin her kararı ile kesileceğinden ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı defi sonuca etkili değildir.   <br>\t  HMK 107. maddesinin gerekçesine göre  belirsiz alacak davasının, kısmen eda davasıyla birlikte külli tespit davası  olarak da açılabilmesi imkan dahilindedir.  O halde belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında, kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde kalan miktar da talep edilebilecektir.  <br>\tBunun tam eda davasından farkı, belirlenebilen miktarın talebi yerine, kısmi bir  miktarın  istenebilmesidir. Örneğin  belirsiz bir alacak için alacaklı tarafından belirsiz alacak davası açıldığında ve 100,00 TL için tahsil, kalan  miktarı  için ise alacağın tespiti istendiğinde kısmi eda külli tespit davasından söz edilir. Zira alacaklı işveren veya resmi kurum kayıtlarında geçen belirleyebildiği miktarı davaya konu etmek yerine, farazi bir miktar için talepte bulunmuştur. Sözü edilen davanın kısmi davadan farkı ise, alacaklının kısmi dava açtığını belirtmeksizin belirsiz alacak davasından söz ederek taleplerde bulunmasına dayanır. Yukarıda açıklandığı üzere belirsiz bir alacak  için alacaklının  açıkça kısmi dava açtığını belirterek talepte bulunması veya belirsiz alacaktan söz edilmeksizin kısmi taleplerde bulunulması  halinde davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilir.<br>\tKısmi eda külli tespit davasının açıldığı anda yukarda belirtildiği gibi alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Yargılama sırasındaki işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlayacağından yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemez. Bu nedenle yargılama sırasında arttırılan taleplere karşı  yapılan zamanaşımı defi sonuca etkili değildir. Ancak faiz başlangıcı açısından tahsil amaçlı belirsiz alacak davasından farklı bir durum vardır.  Temerrüt yoksa davaya konu edilen miktar bakımından faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmın sadece tespiti istenmiş olmakla, belirlenen bakiye alacak miktarının ilerde talep edildiği tarihten itibaren faize karar verilmelidir.<br>\tSomut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğu ve alacak miktarlarının halihazırda belirlenemediği belirtilerek sembolik miktarlar talep edilerek dava açılmıştır. Açılan davanın mahkemece belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi isabetlidir. Ancak istenen miktarlara göre dava kısmi eda külli tespit talebi içeren belirsiz alacak davası niteliğindedir. Talep arttırım yasanın gerekçesine göre sadece tahsil amaçlı eda niteliğinde belirsiz alacak davası türünde sözkonusudur. Kısmi eda külli tespit talepli belirsiz alacak davalarında sonradan yapılan talep artırımları “ıslah” niteliğindedir. Bu nedenle davacının bozmadan sonra kısmi eda külli tespit davasında verdiği talep arttırım dilekçesi  ıslah niteliğindedir. <br>\tBozmadan sonra ıslah yapılıp, yapılamayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi amacı ile içtihatların birleştirilmesi gündeme gelmiş, konu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve  Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun  06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararı ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın  değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir.<br>\tYargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi “ İçtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerine ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı “ hükmünü içermektedir.<br>\tYargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi karşısında “Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun  bozmadan sonra ıslah  yapılamayacağına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararına göre bozmadan sonra yapılan ıslaha değer verilemeyeceğinden bozma sonrası ıslah niteliğindeki arttırım dilekçesi dikkate alınarak alacakların hüküm altına alınması hatalıdır. <br>\tF) Sonuç:<br>\tTemyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 28.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br><br><br><br><br>  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3f4b58803b28cbec","SID":"fe89069cd65e6ff8"}}