{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">9. Hukuk Dairesi         2025/9691 E.  ,  2026/839 K.</font></b></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">MAHKEMESİ\t: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br>SAYISI\t: 2023/2475 E., 2025/2297 K.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ\t: Bursa 2. İş Mahkemesi<br>SAYISI\t: 2020/430 E., 2023/325 K.<br><br>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: <br>I. DAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... alt işvereni olan davalı Şirketlerin işçisi olarak 08.01.2013-14.09.2020 tarihleri arasında işçi olarak aylık 3.100,00 TL ücretle çalıştığını, alt işverenler değişse dahi aynı işyerinde ve aynı kişilere ait  firmalarda çalışmaya devam ettiğini, alacaklarının ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti ve yıllık ücretli izin alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br><br>II. CEVAP<br>1. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, müvekkilinin ihale makamı olduğunu, alacaklardan sorumlu olmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir. <br>2. ... (... Proje AŞ) ile ... (... Yapı AŞ) vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davalı Şirketlerin oluşturduğu adi ortaklığın ihale yolu ile davalı Kurumun yol bakım, onarımı ile kar ve buzla mücadele yapım işini 03.08.2017 tarihinde üstlendiğini, 03.08.2018 tarihinde sözleşmenin süresi dolduğundan bahse konu işten el çektirildiğini, davacının 10.08.2017-30.03.2018 tarihleri ile 02.04.2018-03.08.2018 tarihleri arasında davalı Şirketlerin oluşturduğu adi ortaklık bünyesinde 2 dönem hâlinde çalıştığını, her çalışma döneminin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, bu tarihler dışında davalı Şirketlerin oluşturduğu adi ortaklık bünyesinde başkaca herhangi bir çalışmasının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. <br>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu, ancak davalı Şirketlerin son alt işveren olmadığı, bu nedenle sadece kendi çalışma dönemleriyle sınırlı sorumlu tutulduğu, geniş anlamda ücretin ödenmemesinin davacıya haklı nedenle fesih hakkı verdiği ve davacı tarafça feshin haklı nedenle yapıldığı bu nedenle kıdem tazminatının kabulüne karar verildiği, tanık beyanları doğrultusunda fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili günlerinde çalışma yapıldığının tespit edildiği, davacının 110 gün yıllık ücretli izin alacağı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>IV. İSTİNAF<br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirlenen kararı ile; davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu, davacının davalı alt işveren tarafından asıl işveren Karayolları Genel Müdürlüğünden alınan yol bakım, onarım, kar ve buzla mücadele işinde dönem dönem değişen alt işverenler nezdinde çalıştığı, alt işveren Şirketler arasında işyeri devrinin söz konusu olduğu, davalı alt işverenler ... ve ... Proje AŞ'nin kıdem tazminatı açısından son işveren olmadığı, Mahkemece kendi dönemleriyle sınırlı olarak ve o dönemdeki son ücret üzerinden hesaplanan miktardan sorumlu tutulmuş olmalarının isabetli olduğu, davacının ödenmeyen fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacağı olduğunun tespit edildiği, kıdem tazminatının hüküm altına alınmasının yerinde olduğu, davacının yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına ilişkin verilen kararın isabetli olduğu gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. <br>V. TEMYİZ<br>A. Temyiz Sebepleri<br>1. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde;<br>a. Müvekkili Kurumun ihale makamı olduğunu ve dava konusu alacaklardan sorumlu olmadığını, <br>b. Hizmet süresinin kesintili olduğunu ve ayrı dönemler olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. <br>2. Davalı Şirketler vekili temyiz dilekçesinde;<br>a.  Alacakların zamanaşımına uğradığını, <br>b. Hizmet süresi ve giydirilmiş ücrete itiraz ettiklerini, <br>c.  Kıdem tazminatından sorumlu olmadıklarını, <br>d. Fazla çalışma alacağının fâhiş belirlendiğini ileri sürmüştür. <br>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br>Uyuşmazlık, hizmet süresi ve ücretin tespiti ile kıdem tazminatı, fazla çalışma ücretinin hesaplanması ve davalıların sorumluluklarına ilişkindir. <br>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalıların temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br>2. Dosya kapsamından davacı işçinin yargılama devam ederken 11.08.2021 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Davacı vekilince 23.09.2021 havale tarihli dilekçesiyle yasal mirasçıları gösteren mirasçılık belgesi ile mirasçılardan alınan vekâletnamenin dosyaya sunulması karşısında Mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 55. maddesi uyarınca yargılamaya devam edilmesi isabetlidir. Ancak gerek hak kazanılan alacaklar gerekse yargılama giderleri bakımından miras payları oranında mirasçılar hakkında hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi infazda tereddüt yaratır mahiyette olduğundan hatalıdır.<br>Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. <br>VI. KARAR <br>Açıklanan sebeplerle;<br>1. Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddine,<br>2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, <br>3. İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (1), (2), (3), (4), (5) numaralı bentlerinde yer alan “davacıya verilmesine,” ibarelerinin çıkartılarak yerine “davacı mirasçılara miras payları oranında verilmesine” ibaresinin yazılması, <br>Hüküm fıkrasının (7), (9) ve (11) numaralı bentlerinde yer alan “davacılara verilmesine,” ibarelerinin çıkartılarak yerine “davacı mirasçılara miras payları oranında verilmesine” ibaresinin yazılması,<br>Hüküm fıkrasının (12) numaralı bendinde yer alan “davacıdan alınarak” ibaresinin çıkartılarak yerine “davacı mirasçılardan miras payları oranında alınarak” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, <br>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı ...'ye iadesine,  <br>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, <br>04.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.<br><br><br>K A R Ş  I    O Y<br><br>4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 6. maddesine göre işyeri veya işyerinin bir bölümü başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.  Devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 428. maddesinde de işyerinin devri ve hukuki sonuçları 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesine paralel bir biçimde düzenlenmiştir.<br>İşyerinin devri ile birlikte, devralan işveren önceki işverenin işçilere karşı olan genel hak ve borç statüsünü üstlenmekte, iş ilişkisinden kaynaklanan tüm yükümlülüklerin borçlusu ve aynı zamanda tüm hakların da alacaklısı durumuna gelmektedir. Bu durumda, iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralan işverene geçtiğine ve devralan işveren devreden işverenin hukuki konumunu üstlendiğine göre, işyerini devralan işveren, sadece kendi döneminde gerçekleşen haklardan değil, aynı zamanda işçinin devreden işveren yanındaki çalışması nedeniyle kazandığı haklardan da sorumlu olacaktır ( ..., “İşyeri Devri, Devirden Önce ... Borçlardan Sorumluluk”, Karar İncelemesi, Çalışma ve Toplum Dergisi, 2009/1,131-162, s.142-143).<br>Devreden işverenin devir tarihinde muaccel olan alacaklardan müteselsil sorumluluğu için öngörülen iki yıllık süre bir zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü süre niteliğindedir. Dolayısıyla, iki yıllık bu sürenin durması, kesilmesi söz konusu olmayıp, hâkim tarafından resen nazara alınması gerekir. Bu durumda, devir tarihinden başlamak üzere iki yıllık bir süre geçtikten sonra devreden işverenin sorumluluğu sona erecektir. <br>Dava açılması ile hak düşürücü sürelerin korunması, yalnız dava edilen kısım için geçerlidir. Dolayısıyla, kısmi dava açılması durumunda alacağın sadece kısmi dava yapılan kesimi için hak düşürücü süreler korunmuş olur; saklı tutularak dava dışı kalan kesim için ise hak düşürücü süre korunmuş olmaz (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt. 2, İstanbul, Altıncı Baskı, 2001, s.1544, 1671). Başka bir anlatımla hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi söz konusu olmaz. Dava dilekçesi ile talep edilmeyen miktar bakımından zamanaşımı süresi dâhi kesilmezken hak düşürücü sürenin kesildiğinin kabul edilmesi önemli bir çelişki oluşturur.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2006 tarihli ve 2006/(5)-147 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, davadaki talep sonucunun ıslah yoluyla artırılması veya değiştirilmesi için, o hakkın maddi hukuk açısından mevcut bulunması gerekir. Hiç var olmayan veya başlangıçta var olmakla birlikte hak düşürücü süre nedeniyle ortadan kalkan bir hak için, usul hukukunun kurum ve kuralları kullanılarak talepte bulunulması mümkün değildir. <br>Yargıtay hak düşürücü süre içinde açılan kısmi davanın saklı tutulan haklar bakımından hak düşürücü süreyi uzatmayacağına ilişkin pek çok karar vermiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 4.5.1989 tarihli, 1989/23307 Esas, 1989/9906 Karar sayılı kararı, Yargıtay Kararları Dergisi, 1989/10, s.1398; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 30.01.1986 tarihli ve 1986/15480 Esas, 1986/959 Karar sayılı kararı, Yargıtay Kararları Dergisi, 1986/5, s.662-663; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.03.2006 tarihli ve 2006/(5)-147 Esas, 2006/97 Karar sayılı kararı).<br>Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olayda dava kısmi dava olarak açılmış olup ıslah tarihinin 27.10.2022 olduğu da dikkate alındığında; davalı Şirketler bakımından işyeri devrinin bulunması hâlinde ıslah tarihinde iki yıllık sürenin geçmiş olmasının ıslah edilen fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı miktarının hüküm altına alınmasına engel teşkil etmeyeceğine ilişkin Sayın Çoğunluğun vardığı sonuca katılmak mümkün değildir. Islah devir tarihinden itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra yapılmış olduğundan, sözü edilen alacak kalemleri yönünden ıslah ile talep edilen miktar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmelidir. Kararın davalı Şirketler bakımından bu yönden bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki değerlendirmesine katılamıyorum. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3adfe223bca87717","SID":"629d512854bd3033"}}