{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">9. Hukuk Dairesi         2025/9372 E.  ,  2026/344 K.</font></b></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">MAHKEMESİ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br>SAYISI: 2025/2140 E., 2025/2257 K.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ: Emet 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi<br>SAYISI: 2024/501 E., 2025/163 K.<br><br>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: <br><br>I. DAVA <br>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Müdürlüğünde muvazaalı hizmet alımı yoluyla iş alan görünüşte alt işveren şirketler bünyesinde 19.12.1989 tarihinden iş sözleşmesinin işverence feshedildiği 27.11.2019 tarihine kadar şoför olarak çalıştığını, müvekkili tarafından yapılan işin davalı Kurumun asli ve sürekli işi olduğunu, eskiden işin tamamının kadrolu işçiler eliyle yapılmaktayken kadrolu personelin emeklilik gibi çeşitli nedenlerle azalması sonucu bu işçilerin yerine alt işveren şirketler vasıtasıyla işçi temini yoluna gidildiğini, personel eksikliğinin bu şekilde giderildiğini, davalı Kurumun dava konusu tahliye, taşıma, ayıklama, istifleme, bunkere cevher beslemesi sair işlerine ilişkin hizmet alımı gerçekleştirdiğini, bir bütün olan üretimin bir unsuru olarak değerlendirilen ihale konusu hizmetlerin özel sektör eliyle gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını, davalı Kurum ile alt işverenler arasında imzalanan hizmet alım sözleşmelerinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu, müvekkilinin başlangıçtan itibaren  davalı Kurumun işçisi olduğunu, iş sözleşmesinin davalı işverence haklı/geçerli bir sebep olmaksızın feshedildiğini, kıdem ve ihbar tazminatları ile kullandırılmayan yıllık ücretli izin süresine ilişkin ücret alacağının da ödenmediğini ileri sürerek ücret farkı, prim, vardiya zammı, iş riski primi, ikramiye, yemek yardımı, iaşe bedeli, sosyal yardım, giyim yardımı, kira ve aydınlatma yardımı, ilave tediye, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br><br>II. CEVAP <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında ve zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, sözleşme bitimi nedeniyle işinden ayrılan davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığını, yıllık izne ilişkin iddiaların somutlaştırılmadığını, kullandırılan yıllık izinlerin ve yapılan ödemelerin dikkate alınması gerektiğini, davacının alt işveren işçisi olması sebebiyle davalı Kurumun tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanmasının mümkün olmadığını, asıl işverenin işçisi gibi sayılması gerektiği kabul edilse dahi sendikaya üye olmayan işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanmasının mümkün olmadığını, davacı tarafça talep edilen faizin türüne de itiraz ettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir. <br><br>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI  <br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesince verilen 02.12.2024 tarihli kaldırma kararı sonrası yapılan yargılamada, davacının  19.12.1989-27.11.2019 tarihleri arasında davalı Kurum bünyesinde zenginleştirme tesislerinden çıkan atık maddeyi taşıma, tüvenan hâlde üretilen madenin depoya veya stok alanlarına taşınması ve zenginleştirme tesisinin beslenmesi işinde şoför olarak  çalıştığı, davalı Kurumun asıl işinin açık ocaktan çıkartılan bor madenini reaksiyon, filtrasyon, kristalizasyon ve kurutma işlemlerinden geçirilerek borik asite dönüştürme işi olduğu, sırasıyla maden çıkarma, cevher taşıma, yıkama, ayıklama, sınıflandırma,  depolama, kırma, parçalama, öğütme, reaksiyon, filtrasyon, kristalizasyon, kurutma, paketleme, stoklama ve yükleme aşamalarının olduğu, davacı işçinin yaptığı işin zenginleştirme tesislerinden çıkan atık maddeyi taşıma, tüvenan hâlde üretilen madenin depoya ve stok alanların taşınması ve zenginleştirme tesisinin beslenmesi işi olduğu, bu işin cevher taşıma ve aynı zamanda depolama aşamasına ilişkin işlerden olduğu, dolayısıyla davacı işçinin zenginleştirme tesislerinden çıkan atık maddeyi taşıma, tüvenan hâlde üretilen madenin depoya veya stok alanlarına taşınması ve zenginleştirme tesisinin beslenmesi işinin asıl işin bir parçası olduğu, yardımcı iş niteliğinde olmadığı, asıl işin bir parçası niteliğinde olan davacının yaptığı bu işin, işin ve işletmenin gereği uzmanlık gerektiren bir iş olmadığı; ayrıca davacıya emir ve talimatların, davalının kadrolu mühendisleri ve teknisyenleri tarafından verildiği, davacıya yıllık ücretli izin, mazeret izni gibi sosyal hakların davalı işveren yetkilileri ve teknik personeli tarafından kullandırıldığı, davacının işe giriş ve çıkışına ilişkin kayıtların ve puantaj kayıtlarının davalı işveren tarafından tutulduğu anlaşılmakla davalı Kurum ile davacının çalıştığı ihbar olunan dava dışı Şirketler arasında imzalanan hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğu, yasal düzenlemelere uygun oluşturulmuş bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin söz konusu olmadığı ve bu kapsamda davacı işçinin en başından beri davalı Kurumun işçisi olduğu ve dolayısıyla ilave tediye alacağına hak kazandığı; ancak  yetkili sendika tarafından davacının işvereni olarak görünen alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmelerinden kaynaklı davalı Kuruma bildirim yapıldığı, davalı Kurumun taraf olduğu toplu iş sözleşmelerinden yararlanmasına ilişkin sendikanın bildirimi bulunmadığı dikkate alındığında, davacının toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan hak ve alacaklara hak kazanamadığı, ayrıca davalı işverence davacı işçinin iş sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazanılmayacak şekilde feshedildiği hususu ispatlanamadığından davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, kıdemi dikkate alındığında 208 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunan davacının kullandırıldığı sabit olan 22 günlük yıllık izni çıkıldığında bakiye 186 gün yıllık ücretli izin alacağına hak kazandığı gerekçesiyle fark kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık ücretli izin, ilave tediye alacaklarının kabulüne, diğer taleplerin reddine dair davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br><br>IV. İSTİNAF <br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince yapılan keşif, keşif sonucu bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan rapor, tanık anlatımları, hizmet alım sözleşmeleri ve dosya kapsamına göre hizmet alımına konu işin davalı Kurumun maden üretimi olan asıl işinin bir bölümü olduğu, davacının yaptığı işin üretim faaliyetinin bir parçası olması nedeniyle yardımcı iş olarak değerlendirilemeyeceği, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerden olmadığı gibi alt işverenlerin kullanılan yöntem ve ekipman noktasında asıl işveren davalı Kurumdan teknolojik üstünlüğünün de bulunmadığı, aksine asıl işverenin alt işverenlerden daha fazla donanıma sahip olduğu, hizmet alım sözleşmesi ve teknik şartnameye göre üretimde kullanılan araçların bakımının da yükleniciye ait olduğu gerekçesiyle davalı ile davacının çalıştığı alt işverenler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu ve davacının çalışmaya başladığı tarihten itibaren davalının işçisi olarak kabul edilmesinin yerinde olduğu, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. <br><br>V. TEMYİZ <br>A. Temyiz Sebepleri <br>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;<br>   1. Davacının çalıştığı hizmet alım işinin üretimi aksatmayacak durumda olan yardımcı bir iş olduğunu, yardımcı işin alt işverene verilmesinde muvazaalı bir asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edilmeyeceğini, ilave tediye alacağının reddi gerektiğini, <br>2. Bilirkişi raporundaki hesaplamaların hatalı olduğunu, <br>3. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, <br>4. Davacının hizmet süresi dikkate alındığında yalnızca 22 gün izin kullandığı kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, <br>5. Arabuluculuk son tutanak tarihini aşan hesaplamaların dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiğini, <br>6. Alacaklara uygulanan faizin oranı ile başlangıç tarihinin hatalı olduğunu,<br>7.  Davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiş olabileceğine dair ne tanık beyanlarında ne de davacı dilekçelerinde herhangi bir iddia bulunmadığından davacının kıdem tazminatına da hak kazanamadığını ileri sürmüştür.<br>B. Değerlendirme ve Gerekçe <br>Uyuşmazlık,  asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı, muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve buna göre davacının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmadığı ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacaklarının ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir. <br><br>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br>2. Asıl işveren alt işveren ilişkisi esas itibarıyla konusu iş görme olan borçlar hukuku sözleşmesinin iş hukukuna yansımasıdır. Taraflar arasındaki borçlar hukuku sözleşmesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2/7 hükmünde yer alan tanımın unsurlarını içeriyorsa bu durumda borçlar hukuku sözleşmesi olma özelliğinin dışında iş hukuku bakımından asıl işveren alt işveren ilişkisi oluşturur (... ..., “Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisinin Unsurları-Unsur Yokluğunun ve Geçersizliğinin Sonuçları”, Sicil İş Hukuku ..., S.50, 2023/II, s.14).<br> 4857 sayılı Kanun'un 2/7 hükmüne göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren alt işveren ilişkisi denilmektedir. <br> Kanun’daki bu tanımdan yola çıkıldığında, asıl işveren alt işveren ilişkisinin dayanağı olan sözleşmenin/asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için öncelikle iki işverenin varlığına ihtiyaç vardır. Ancak asıl işveren alt işveren ilişkisinin tarafı olan işverenlerin, işverenlik sıfatına sahip olmaları mutlaka alt işverenlik sözleşmesine konu olan mal veya hizmet üretiminin gerçekleştirildiği işyerinde işçi çalıştırmaları nedeniyle olmalıdır (..., s.15, ... ..., \"İş Yasası'na Göre Alt İşveren Kavramı ve Asıl İşveren-Alt İşveren İlişkisinin Sınırları\", Çalışma ve Toplum ..., 2004/1, s.51). Bir diğer unsur ise asıl işverenin işyerindeki mal veya hizmet üretimine ilişkin işin bir başka işverene (alt işverene) verilmesidir. Kuşkusuz Kanun hükmünün açıklığı karşısında, alt işveren üstlendiği işi mutlaka asıl işverenin işyerinde yerine getirmesi ve bu iş için görevlendirdiği işçileri sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştırması gerektiği belirtilmelidir. Son olarak alt işverene verilen iş, asıl işin bir bölümü ise bu işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren bir iş olması şarttır. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş, bölünerek alt işverenlere verilemez.<br>Söz konusu unsurlardan birinin yokluğu hâlinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulduğundan söz edilemez. <br> Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir. Bunun dışında işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünde bazı muvazaa kriterlerine de yer verilmiştir. Maddenin 8. fıkrasına göre, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi hâlde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. <br>Görüldüğü gibi 4857 sayılı Kanun’un 2/7 hükmünde asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulmasına ilişkin koşullara yer verildiği hâlde sekizinci fıkrada özel muvazaa kriterlerine yer verilerek muvazaalı asıl işveren alt işveren ilişkisinin sonuçları belirlenmiştir. Bu durumda asıl işveren alt işveren ilişkisinin, Kanun’da belirlenen unsurlardan birinin yokluğu sebebiyle geçersiz olması ile muvazaa nedeniyle geçersizliğini birbirinden ayırmak gerekmektedir.<br><br>Kuşkusuz her iki durumda geçersizliğin hüküm ve sonuçları aynıdır. Böyle bir durumda, 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünün ikinci cümlesinde de ifade edildiği gibi, alt işverenin işçileri baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler (..., s.62; ... ..., \"Alt İşverenlik Konusunda Bir Yargıtay Kararındaki Değerlendirmeler Üzerine Düşüncelerimiz\", İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku ..., C.9, S.35, 2012, s. 171).<br>Diğer taraftan asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için gereken unsurlardan birinin yokluğu o ilişkinin baştan itibaren geçersizliği sonucunu doğurur. Buradaki unsur yokluğu, yeni bir durum ortaya çıkmadığı sürece tamamlanamaz. <br>Oysa Dairemizin yerleşik uygulamasına göre bir ihale dönemi için kurulan asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanması, önceki ve sonraki ihale dönemleri bakımından bir sonuç doğurmaz. Her ihale sözleşmesi kendi dönemi ve şartlarında değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır. Başka bir anlatımla, önceki ihale sözleşmelerinin muvazaalı olması, sonrakilerin de aynı şekilde muvazaaya dayandığını göstermez. Daha sonra yapılan sözleşmenin ayrıca muvazaa yönünden değerlendirmeye tâbi tutulması gerekir. Bu sebeple davalı tarafından yapılan sözleşmelerin muvazaalı olduğuna ilişkin kesinleşmiş yargı kararları sadece muvazaalı olduğu tespit edilen ihale dönemlerini bağlayacak olup önceki ve sonraki ihale dönemleri bakımından muvazaa araştırması yeniden yapılmalıdır. Bu duruma göre de kesinleşmiş muvazaa tespitine dayanılarak tespit döneminin dışında kalan ihale dönemleri için de herhangi bir inceleme yapılmaksızın muvazaanın kabul edilmesi doğru değildir.<br><br>Bu sebeple muvazaaya dayalı olduğu ileri sürülen asıl işveren alt işveren ilişkisinde, her ihale dönemi bakımından muvazaa olgusunun ayrı ayrı ispatı gerekirken asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsur eksikliği nedeniyle geçersizliğinde her ihale dönemi bakımından ayrı ayrı geçersizliğin tespitine ihtiyaç yoktur. Çünkü unsur eksikliği nedeniyle geçerlilik şartlarının yokluğu, yeni bir durum ortaya çıkmadıkça sonraki dönemlerde de etkisini gösterir. <br><br> Somut uyuşmazlıkta davalı ... tarafından ihbar olunan Şirketlere ihale edilen işlerin asıl işin bir bölümü olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulabilmesi için asıl işin, alt işverene verilen bölümünün, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olması gerekmektedir. Dosya kapsamından bu koşulun somut olayda mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaa nedeniyle değil, unsur eksikliği nedeniyle geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Buna göre İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının gerekçesinde davalı  ... ile ihbar olunan Şirketler arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin, unsur yokluğu nedeniyle geçersiz olduğunun belirtilmesi yerine muvazaalı olduğunun ifade edilmesi hatalı olmuş ise de bu hata kararın sonucuna etkili değildir. <br><br>3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı kanun) \"Hâkimin davayı aydınlatma ödevi\" kenar başlıklı 31. maddesi şöyledir:<br> \"Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.\"<br>Somut uyuşmazlıkta, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı işyerinde 11 yılı aşkın çalışması olduğu tespit edilen davacının tüm çalışma süresi boyunca hak ettiği yıllık ücretli izin süresinin 208 gün olduğu belirlenmiş, kullandırıldığı ispatlanan 22 günlük iznin mahsubu ile bakiye 186 gün üzerinden yıllık ücretli izin alacağı hesaplanmış, davalı tarafça yapılan brüt 2.942,16 TL ödeme mahsup edilmiş ve İlk Derece Mahkemesince bakiye yıllık ücretli izin alacağı hüküm altına alınmıştır.<br><br> Dairemizce, davacının iddia ettiği süre boyunca yalnızca 22 gün izin kullanarak çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinde, hâkimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup söz konusu madde uyarınca, hâkim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Ne var ki Mahkemece davacı asılın dinlenerek bu konuda beyanının alınmadığı görülmektedir. Bu itibarla, ilgili Kanun'un 31. maddesi uyarınca hâkimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde; Mahkemece, davacı asıl duruşmaya çağrılarak çalışma süresi boyunca yıllık izin kullanıp kullanmadığı, kullanmış ise kaç gün yıllık ücretli izin kullandığı konularındaki beyanının alınmasından sonra sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre değerlendirme yapılarak bir karar verilmelidir. <br>İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.  <br><br>VI. KARAR <br>Açıklanan sebeple;<br>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, <br>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, <br>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, <br>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, <br>19.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"026c5cd8658ef9a0","SID":"790a7924a6ddf363"}}