{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">6. Ceza Dairesi         2025/4433 E.  ,  2025/7335 K.</font></b></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">MAHKEMESİ\t:Ceza Dairesi <br>SAYISI\t: 2022/583 E., 2023/1074 K.<br>SUÇ\t: Nitelikli yağma<br>HÜKÜM\t: İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı<br>İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ\t: Onama<br>İTİRAZA KONU KARAR\t: Bozma<br>İTİRAZ EDEN\t: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br><br>Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 03.07.2025 tarihli ve 2023/19976 Esas, 2025/7167 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.07.2025 tarihli ve KD-2023/73241 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; <br><br>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: <br><br>I. İTİRAZ SEBEPLERİ<br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, sanıkların eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi  kapsamında ve teşebbüs aşamasında  kalıp kalmadığı  hususlarına ilişkindir. <br>\t\t\t1-Eylemin TCK'nun 150. Maddesi Kapsamında Kalıp Kalmadığı Hususu<br>\t\t\tKonunun açıklığa kavuşturulması bakımından TCK'nın 150/1. maddesindeki bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili maksadıyla  tehdit ve cebir kullanılması  kavramına değinmekte fayda vardır.<br>\t\t\tYağma suçu 5237 sayılı TCK'nın 148 ile 150. maddelerinde düzenlenmiş olup Kanunun 148. maddesinin 1. fıkrasında; \"Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması\" şeklinde suçun temel hali, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde de kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı hükümleri düzenlenmiştir.<br>\t\t\tKişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. <br>\t\t\t5237 sayılı TCK'nın da, 765 sayılı TCK'nın 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine Kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir.<br>\t\t\tAynı TCK'nın \"Daha az cezayı gerektiren hal\" başlıklı 150. maddesi; \"(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.<br>(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.\" şeklinde düzenlenmiş olup  madde ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde eylem daha az cezayı gerektiren yağma suçunu oluşturmakta, ancak yaptırım olarak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır.<br>\t\t\t5237 sayılı TCK'nın 150. maddesinde sözü edilen “hukuki ilişkiye dayanan alacak” kavramı hukuki anlamda bir edimle yükümlü olan borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı haktır. Alacak hakkı malvarlığına ilişkin, geçici, şahsa bağlı ve nispi bir yararlanma hakkıdır. Alacak hakkı herkese karşı değil sadece borçluya karşı ileri sürülebildiği, sınırlı sayıda ve belirli kişiler arasında söz konusu olduğu için nisbi bir haktır. Borç ilişkisinden doğan haklar sadece borçluya karşı ileri sürülebilir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Dolayısıyla TCK'nın 150. maddesi ancak, mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabilecektir.  (Veli Özber Özek, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Seçkin, Ankara, 2008, C. 2, s.1059-1061)<br>\t\t\tBu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br>\t\t\tMağdur ile temyiz dışı sanık ... arasında alacak verecek ilişkisi bulunduğu, bu hususun mağdur beyanı ile de sabit olduğu, olay günü dava dışı sanık ...’ın, alacak verecek meselesini konuşmak üzere mağduru bir kafeye davet ettiği, sanık ... ile birlikte hareket eden sanıklar ... ve ... ile kimliği belirlenemeyen iki kişinin de o kafede oldukları, sanıkların, ...’ın daveti ile kafeye gelen mağduru, ...'a olan 500.000,00 TL borcun ödenmesi konusunda tehdit ve darp ettiği, korkan mağdurun havale yapabileceğini söylemesi üzerine hep birlikte sanık ...'e ait eve gittikten sonra sanıkların, mağdurun ellerini ve kollarını bağlayıp darp etmeye devam ettikleri, mağdurun, parayı gönderebilmesi için kız arkadaşı olan tanık ...  'ta bulunan bilgisayarının gerekli olduğunu söylemesi üzerine sanık ...'in kuzeni olan sanık ...'ı arayarak mağdurun dizüstü bilgisayarını ve saatini tanık ...'tan alıp getirmesini istediği, sanık ...'ın tanıktan dizüstü bilgisayarı ve saati alıp getirdiği, mağdurun bir fırsatını bularak arkadaşı ...'e mesaj atıp zorla alıkonulduğunu söylemesi üzerine eve gelen kolluk kuvvetinin sanıklar ..., ... ve  ...'i yakaladıkları, evde yapılan aramada salondaki masanın üzerinde mağdura ait dizüstü bilgisayar ile 2 adet cep telefonu ve 1 adet erkek kol saatinin kolluk görevlilerince muhafaza altına alındığı, olay neticesinde mağdurun hayati tehlike geçirmeksizin basit tıbbi tedavi ile giderilemeyecek derecede yaralandığı olayda;<br>\t\t\tSanıklar ..., ... ve ... mağdurdan herhangi bir alacaklarının bulunmadığı gibi temyiz dışı sanık ...   ile de akrabalık, işçi, işveren gibi durumlarının da bulunmaması karşısında;  eylemlerinin  nitelikli yağma suçunu oluşturduğu anlaşılmakla Yüksek Dairenin sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un TCK 150/1. maddesi kapsamında kaldığına dair bozma ilamına itiraz edilmesi düşünülmüştür.<br><br>\t\t\t2-Eylemin Teşebbüs Aşamasında Kalıp Kalmadığı Hususu<br>\t\t\tKonunun açıklığa kavuşması bakımından yağma ve teşebbüs kavramlarına değinmekte yarar vardır.<br>\t\t\tTCK'nın 148. maddesinde yağma suçu; \"Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.\" şeklinde hüküm altına alınmıştır.<br>\t\t\tMadde gerekçesinde; \"Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.\" açıklamasına yer verilmiştir. <br>\t\t\tTCK'nın suç tarihi itibarıyla yürürlükteki 149. maddesinde de yağma suçunun; \"Silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla” işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.<br>\t\t\tYağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK'nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir.<br>\t\t\tYağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır.<br>\t\t\tYağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.<br>\t\t\tYağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir. <br>\t\t\tBu aşamada konumuza ilişkin olarak suça teşebbüs hükümleri üzerinde de kısaca durulmalıdır.<br>\t\t\t5237 sayılı TCK'nın 35. maddesinin birinci fıkrası; \"Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.\" şeklindedir.<br>\t\t\tSuça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için;<br>\t\t\t1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,<br>\t\t\t2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,<br>\t\t\t3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.<br>\t\t\tSuça teşebbüste fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.<br>\t\t\tGenel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, \"hazırlık hareketleri\" ve \"icra hareketleri\" olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak aletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.<br>\t\t\tÖğretide; teşebbüs açısından \"doğrudan doğruya icraya başlama\" ölçütünün kabul edilmesiyle \"objektif teori\"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi hâlinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Koca–Üzülmez; s. 401.)<br>\t\t\tÖte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315.)<br>\t\t\tBu açıklamalardan sonra yağma suçunda teşebbüs hükümlerinin uygulanabilme koşullarına değinilmesinde fayda bulunmaktadır. <br>\t\t\tNeticesi hareket ile bitişik bir suç olan yağma teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı alamadığı hâllerde, yağma suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılır. Yağma suçunda almanın gerçekleşmesi hırsızlık suçunun aksine, failin malı egemenlik alanına sokmasına bağlı değildir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere,  yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması ise, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp giderken yakalanması halinde suça teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir. (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Kişilere karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, 4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406.)<br>\t\t\tYargıtay uygulamasına da baktığımızda malın alınmasıyla yağma suçunun tamamlandığı kabul edilmektedir.<br>\t\t\tYüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 14/03/2016 gün ve 2013/31901 Esas,  2016//2207 Karar sayılı kararı; \"Yakınanın çiftliğinde bulanan hayvanları aracına yükleyip ayrılacağı sırada, olay yerine gelen tanıkların müdahalesi ile araçta bulunan silahı alıp gelen tanıklara doğrultarak ''gelmeyin hayvanları vermeyeceğim'' şeklinde sözler sarf eden sanığın eylemi hırsızlık olarak başlayıp, dönüşen haliyle tamamlanmış yağma suçunu oluşturduğu düşünülmeden, eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle yazılı şekilde uygulama yapılması,\",<br>\t\t\tYüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 11/02/2016 gün ve 2015/5884 Esas,  2016//580 Karar sayılı kararı; \"Oluş ve dosya kapsamına göre; sanıkların birlikte katılanı darp ederek, üzerindeki cep telefonunu zorla aldıktan sonra katılanın bağırması üzerine olay yerine gelen çevredeki vatandaşların olaya müdahale ederek, sanıklardan aldıkları telefonu katılana iade ettikleri gözetildiğinde, sanıkların üzerine atılı nitelikli yağma suçu tamamlandığı halde eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle hüküm kurulması,\",<br>\t\t\tYüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 05/07/2017 gün ve 2015/3311 Esas,  2017//2625 Karar sayılı kararı; \"Sanık ...  'ın mağduru darp ederek boynundaki kolyeyi ve çantasını yağmaladığı, olay yerinde güvenlik görevlisi olan tanık ...  'ın mağdurun çığlığını duyarak olay yerine gelip sanığa müdahale ettiği ve çanta ile kolyeyi sanıktan alarak mağdura iade ettiği olayda; sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği yağma eyleminin tamamlanmış olduğu gözetilmeden, teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesi ile yazılı şekilde eksik ceza tayini\" gerekçeleriyle hükümleri bozmaktadır.<br>\t\t\tBu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br>\t\t\tMağdur ile temyiz dışı sanık ... arasında alacak verecek ilişkisi bulunduğu, bu hususun mağdur beyanı ile de sabit olduğu, olay günü dava dışı sanık ...’ın, alacak verecek meselesini konuşmak üzere mağduru bir kafeye davet ettiği, sanık ... ile birlikte hareket eden sanıklar ... ve ... ile kimliği belirlenemeyen iki kişinin de o kafede oldukları, sanıkların, ...’ın daveti ile kafeye gelen mağduru, ...'a olan 500.000,00 TL borcun ödenmesi konusunda tehdit ve darp ettiği, korkan mağdurun havale yapabileceğini söylemesi üzerine hep birlikte sanık ...'e ait eve gittikten sonra sanıkların, mağdurun ellerini ve kollarını bağlayıp darp etmeye devam ettikleri, mağdurun, parayı gönderebilmesi için kız arkadaşı olan tanık ...  'ta bulunan bilgisayarının gerekli olduğunu söylemesi üzerine sanık ...'in kuzeni olan sanık ...'ı arayarak mağdurun dizüstü bilgisayarını ve saatini tanık ...'tan alıp getirmesini istediği, sanık ...'ın tanıktan dizüstü bilgisayarı ve saati alıp getirdiği, mağdurun bir fırsatını bularak arkadaşı ...'e mesaj atıp zorla alıkonulduğunu söylemesi üzerine eve gelen kolluk kuvvetinin sanıklar ..., ... ve ... yakaladıkları, evde yapılan aramada salondaki masanın üzerinde mağdura ait  dizüstü bilgisayar ile 2 adet cep telefonu ve 1 adet erkek kol saatinin kolluk görevlilerince muhafaza altına alındığı, olay neticesinde mağdurun hayati tehlike geçirmeksizin basit tıbbi tedavi ile giderilemeyecek derecede yaralandığı şeklinde  iddia ve kabul edilen eylemde; mağdura ait  dizüstü bilgisayar ile 2 adet cep telefonu ve 1 adet erkek kol saatinin alınmasıyla suçun tamamlandığı anlaşılmakla, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle bozma ilamına karşı, sanıklar aleyhine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>II. GEREKÇE <br>5237 sayılı Kanun'un \"Daha Az Cezayı Gerektiren Hal\" başlıklı 150/1. maddesinde  \"Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.\" hükmü yer almakta olup maddenin gerekçesinde \"Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 308 inci maddesinde tanımlanan ve “ihkakı hak” veya “kendiliğinden hak alma” diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir.\" şeklinde belirtilmiştir.<br><br>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2024/528 Esas ve 2025/200 Karar sayılı ilamı ile 25.02.2014 tarihli ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 308. maddesindeki \"kendiliğinden hak alma\" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Kanun'un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.<br><br>Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal  ilişkinin bulunması  gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir.<br><br>Ancak kanun metninde TCK'nın 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay, kimlerin TCK'nın 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir.<br><br>Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi uygulama birliği sağlama ve kötüye kullanmaların önüne geçmek amacıyla objektif bazı kriterler belirlemiştir. Söz konusu kriterler;<br>\t\t1-Hukuken tahsil edilebilir bir alacak olması, <br>\t\t2-Bunu almak için cebir veya tehdit uygulanması,<br>\t\t3-Talep edilen miktar ile alacak miktarının orantılı olması,<br>\t\t4-Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda bu ilişkide taraf sıfatı taşıyan kişilerden olmaları gerektiğidir.<br>Bu doğrultuda;<br>\t\ta-Sanığın hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı sıfatı taşıması gerektiği,<br>\t\tb-Müştekinin bu hukuki ilişki doğduğu anda borçlu sıfatını taşıması gerektiği,<br>\t c-Borç doğduğu anda taraf sıfatı taşıyan kişilerin yakın akrabaları veya çalışanların yada spontane gelişen olaylarda; kendisi için menfaat amacı gütmeden, arkadaşına yardım ve dayanışma amacıyla bulunan arkadaş ile birlikte eyleme katılmış olmaları halinde; TCK'nın 150/1. maddesinden  yararlanabileceğini kabul etmektedir.<br><br> Kural olarak, borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak, bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantısı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca, alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hem de ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda    birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak;<br><br>Yargıtay  Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2013 tarihli ve 2013/1-452 Esas, 2013/612 Karar sayılı \"....Bu nedenle, yerel mahkemece, sanık ...'ın eylemini 5237 sayılı TCK'nun 150/1. maddesi kapsamında hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla gerçekleştirdiği kabul edilerek tehdit suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi isabetli iken, sanık Yılmaz'ın ağabeyi olan sanık Hasan'ın hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla eyleme iştirak ettiği gözetilmeden, tehdit suçundan cezalandırılması yerine, yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, Özel Daire bozma kararı bu yönüyle yerindedir.\" şeklindeki kararında kardeşin TCK 150/1. maddesinden yararlanacağına karar verilmiştir.<br><br>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.05.2017 tarihli 2017/6-91 Esas ve 2017/291 Karar sayılı \"... İnceleme dışı sanık ... ile katılan ... arasında ...   plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen ...'e iade etmemesi üzerine, ...'in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık ...'in ise yanında çalıştığı ...'in katılan ...'dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da TCK'nın 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ...\" şeklindeki kararında çalışanın TCK'nın 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir.<br><br>Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı \"...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da TCK'nın 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir...\" , \" şikâyetçi ...’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık ...’ın eşinin üzerine devrettiği olayda;...’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık ...’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da TCK'nın 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. \" şeklindeki kararında çalışanın TCK'nın 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.<br><br> Dairemizin 03.02.2022 tarihli ve 2021/15955 Esas, 2022/2691 Karar sayılı \"...Sanığın arkadaşı ve müşteki ...  ’ın ise kolluktaki beyanında eniştesi olduğunu belirttiği, diğer sanık ...   'in, katılan ... 'tan alacağı olduğundan alacağını tahsil etmek için yardımcı olmak amacıyla hareket ettiği ve bu amaçla katılanları darp etmeleri şeklindeki savunmaları karşısında taraflar arasında hukuki ilişkiye dayanan bir alacak ilişkisi olup olmadığının taraflardan sorularak açıklığa kavuşturulması suretiyle sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 86/2 ve 106/1-2 cümle maddelerinde düzenlenen tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturup oluşturmayacağı tartışılmaksızın nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan hüküm kurulması; bozmayı gerektirmiş...\" şeklindeki kararında  eniştenin  TCK 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.<br><br>Ve yine Dairemizin 02.07.2024 tarihli ve 2022/11126 Esas, 2024/8199 Karar sayılı \" ...sanık ...’un ise sanık ...’in arkadaşı olarak olay yerine aracı ile gittiği, mağdurların sanık ...’un aracına borçlu oldukları diğer sanıklar ile bindikleri ve sanıkların mağdur ...’i tehdit ederek alacaklarını isteyip mağdur ...’ın çantasında bulunan paraları almaları şeklinde gerçekleşen eylemde; sanık ...’un sanık ... tarafından aranması üzerine alacak meselesini bilmeden olay yerine gittiği, mağdurları aracına diğer sanıkların talebi üzerine aldığı gibi kendi nam ve hesabına hareket etmediği, şahsi menfaat gözetmeksizin suça iştirak etmesi sebebiyle sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150/1. maddesi delaletiyle aynı Yasa’nın 106/2-c maddesi kapsamında kaldığı düşünülmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir...\" şeklindeki kararında arkadaşın TCK 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.<br><br>Tüm bu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları, Dairemizin kararları, TCK 150/1. madde metni ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; TCK 150/1. maddesinden yararlanacak sanıkların, hukuki alacağını tahsil amacıyla hareket eden sanığın akrabası, işçisi ve işvereni olmasıyla sınırlı olmadığı, çek senet tahsilatçısı, mafya ve benzeri amaçla hareket edip kendisine menfaat sağlamaya çalışmadığı müddetçe yakın arkadaşların da yukarıda belirttiğimiz Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararında bahsi geçen \"geleneksel yakınlık ilişkileri\" kapsamında değerlendirilebileceği anlaşılmaktadır. Aksi halin kabulünün ağır haksızlıklara da neden olabileceği açıktır. Mesela; arkadaşı ile yolda gezerken biriyle tesadüfen karşılaştıklarında yanındaki kişinin alacak borç ilişkisi sebebiyle tartışmasına ve akabinde aniden kendisini bir kavganın içinde bulan kişilerden asıl fail alacaklı olduğu için TCK 150/1. madde delaletiyle çok az ceza aldığı hatta şikayete tabi ise ceza bile almadığı ( TCK 150/1) durumda tesadüfen yanında bulunan arkadaş, yağma suçundan yüksek cezalar alabilmektedir.<br><br>Bu bilgiler ışığında somut olaya gelince; <br><br>Oluş ve dosya içeriğine göre,  mağdur ile temyiz dışı sanık ... arasında alacak verecek ilişkisi bulunduğu, bu hususun mağdur beyanı ile de sabit olduğu, olay günü dava dışı sanık ...’ın, alacak verecek meselesini konuşmak üzere mağduru bir kafeye davet ettiği, sanık ... ile birlikte hareket eden sanıklar ... ve ... ile kimliği belirlenemeyen iki kişinin de o kafede oldukları, sanıkların, ...’ın daveti ile kafeye gelen mağduru,  ...'a olan 500.000,00 TL borcun ödenmesi konusunda tehdit ve darp ettiği, korkan mağdurun havale yapabileceğini söylemesi üzerine hep birlikte sanık ...'e ait eve gittikten sonra sanıkların, mağdurun ellerini ve kollarını bağlayıp darp etmeye devam ettikleri, mağdurun, parayı gönderebilmesi için kız arkadaşı olan tanık ...'ta bulunan bilgisayarının gerekli olduğunu söylemesi üzerine sanık ...'in kuzeni olan sanık ...'ı arayarak mağdurun dizüstü bilgisayarını ve saatini tanık ...'tan alıp getirmesini istediği, sanık ...'ın tanıktan dizüstü bilgisayarı ve saati alıp getirdiği, mağdurun bir fırsatını bularak arkadaşı ...'e mesaj atıp zorla alıkonulduğunu söylemesi üzerine eve gelen kolluk kuvvetinin sanıklar ..., ... ve ...'i yakaladıkları, evde yapılan aramada salondaki masanın üzerinde mağdura ait  dizüstü bilgisayar ile 2 adet cep telefonu ve 1 adet erkek kol saatinin kolluk görevlilerince muhafaza altına alındığı, olay neticesinde mağdurun hayati tehlike geçirmeksizin basit tıbbi tedavi ile giderilemeyecek derecede yaralandığı olayda; sanıkların eyleminin de, arkadaşları olan temyiz dışı sanık ...'ın hukuki ilişkiye dayanan alacağının tahsili amacıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi delaletiyle 86/1. maddesi uyarınca kasten yaralama ve 106/2-c. maddesi uyarınca nitelikli tehdit suçları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması,<br><br>Teşebbüs yönünden ise;<br>Mağdurdan zorla alındığı belirtilen bilgisayar, telefon ve kol saatinin mağdurun zilyetliğinden henüz çıkmadan olay yerinde ele geçtiği, ...'ın alacağına istinaden talep edilen 500.000,00 TL paranın ise henüz tahsil edilemediği anlaşılmakla; sanıkların eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, şeklinde verilen Dairemizin anılan kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. <br>III. KARAR<br>1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,<br>2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin,  03.07.2025 tarihli ve 2023/19976 Esas, 2025/7167 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,<br><br>08.09.2025 tarihinde karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"37a20d280ab14531","SID":"1b2668c316a5f3a3"}}