{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">4. Hukuk Dairesi         2024/6166 E.  ,  2025/10238 K.</font></b></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">MAHKEMESİ \t          : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi<br>SAYISI\t\t          : 2024/142 E., 2024/959 K.<br><br>Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki  belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br>I. DAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde; 16.06.2011 tarihinde ... Emniyet Müdürlüğünde görevli davalı polis memurlarının asayiş olayına müdahale sonrası yerden alınan silahı elden ele dolaştırmaları sırasında silahın ateş aldığını ve ekip otosunda direksiyon başında bulunan polis memurunun hayatını kaybettiğini, ölen polis memurunun mirasçılarına İdare Mahkemesince hüküm altına alınan tazminatın ödendiğini, ceza davasında davalıların taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu işlediklerinin sabit görüldüğünü, davalıların kusurlu davranışları sonucu davacının tazminat ödemek zorunda kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ödenen 769.530,79 TL'nin 18.11.2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte rücuen davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>II. CEVAP<br>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; silahın patlama anında amiri olan diğer davalı ...'in elinde olduğunu, müvekkilinin amirini silahın dolu olma ihtimali konusunda uyardığını belirterek davanın reddini istemiştir.<br>Davalı ... davaya cevap vermemiş; vekilince bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde atfedilen kusur oranının kabul edilmediğini belirtilerek davanın reddine karar verilmesi istenilmiştir.<br> Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; silahın tam olarak belirlenemeyen nedenle ateş aldığını, ceza yargılamasında müvekkilinin tanık sıfatıyla yer aldığını, ancak vicdani olarak silah ateş aldığı esnada elinin silaha çarpmış olabileceğini düşünerek kendisinin de kusurlu olabileceğini ifade ederek yargılamaya kendi isteğiyle dahil olduğunu, müvekkilinin kusuru olmadığını, toplumsal olaylara müdahale konusunda yeterli eğitimin alınmadığını, asıl kusurlunun davacı İdare olduğunu, olaya sistematik şekilde müdahale edilmediği gibi müdahalenin yönetilemediğini belirterek davanın reddini, aksi kanaat halinde kabul anlamına gelmemek kaydıyla en az 3/4 oranında tazminattan indirim yapılmasına karar verilmesini istemiştir.<br>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>İlk Derece Mahkemesinin 07.02.2018 tarihli ve 2016/412 Esas, 2018/50 Karar sayılı kararıyla; hükme esas alınan 02.01.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre operasyonun emniyetli biçimde kontrol altına alınarak sürdürülememesi, telaş ve panik oluşması, silah ele geçirildikten sonra nasıl davranılması gerektiği hususunda sistematik hale getirilmiş emniyetli bir prosedürün uygulanmaması, mermisi namlu yatağında olan tabancanın gerekli ve yeterli tedbir alınmadan elden ele dolaştırılmış olması sebebiyle davacı İdarenin %90 oranında hizmet kusuru bulunduğu, olaya müdahale eden polis memurlarının sakin davranmamaları, dolu ve ateşe hazır durumda olan tabancayı dikkatsiz ve tedbirsiz biçimde elden ele vermeleri nedeniyle davalı ...  ve davalı ...'ın %4'er ve davalı ...'in %2 oranında kusurlu bulunduğu, böylece davalıların meydana gelen zararın toplam %10'undan müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 76.953,07 TL'nin 18.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.<br>IV. İSTİNAF<br>İlk Derece Mahkemesinin 07.02.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ...  vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 25.11.2020 tarihli ve 2018/2322 Esas, 2020/2052 Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince alınan iki ayrı bilirkişi raporundan ikinci raporun hükme esas alındığı, ancak her iki bilirkişi raporu arasındaki çelişki giderilmediği gibi hükme esas alınan ikinci raporun güvenlik konusunda uzman bilirkişiler tarafından tanzim edilmediği, duruşma açılarak istinaf yargılamasında alınan ve hüküm kurmaya elverişli bulunan 19.10.2020 tarihli rapora göre olayın meydana gelmesine tamamen davalıların kusurlarının neden olduğu, davalıların yaptıkları mesleğin özelliği gereği aldıkları eğitim de gözetildiğinde ele geçirilen silahın emniyetli şekilde teslim edilmemesinin eğitim ya da bilgi eksikliğinden kaynaklandığına ilişkin savunmalarının kabul edilmediği, benzer vakalarda bir uygulama prosedürünün mevcut olmadığı savunmasının somut olayla illiyet bağı olmadığı, bilirkişi raporunda kusur oranları konusunda takdirin mahkemeye bırakıldığı, davalıların görev ve sorumlulukları, olayın meydana geliş şekli ve raporda açıklanan hususlar gözetilerek olayın meydana gelmesinde davalı ...'in %40, davalı ...'in %40 ve davalı ...'in %20 oranında kusurlu oldukları kanaatine varıldığı, rücu davasında sorumlular arasında teselsül hükümleri değil kusur oranında sorumluluğun geçerli olduğu, bu nedenle hükmedilen tazminattan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarının doğru görülmediği ve kararın bu yönüyle de düzeltildiği, somut olayda olayın meydana geldiği yerin pasaj olması, kalabalık insan grubunun olay yerinde bulunması, failin etrafa çok sayıda ateş etmesi nedeniyle infial ortamının oluşması, mevcut olumsuz şartlar nedeniyle bir an önce silahın yerden alınarak olay yerinden uzaklaştırılması çabası gösterilirken dava konusu olayın meydana gelmesi ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde rücuya esas tazminat miktarından takdiren %80 oranında hakkaniyet indirimi yapılmasına karar verildiği gerekçesiyle davalılar ... ve ...  vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulü ile 153.906,16 TL tazminatın 18.11.2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan kusurları (davalı ... %40, davalı ... %40 ve davalı ...  %20) oranında alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin hakkaniyet indirimi (%80) nedeniyle reddine karar verilmiştir.<br>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ<br>Bölge Adliye Mahkemesinin 25.11.2020 tarihli kararının süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 09.01.2023 tarihli ve 2021/273 Esas, 2023/2 Karar sayılı ilamıyla, davacı vekilinin tüm, davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davaya konu olayın meydana gelmesine davalıların kusurlarıyla sebebiyet verdiği kabul edilerek rücuya esas olan tazminattan %80 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verildiği, ne var ki somut olayın özelliği, eylemin oluş şekli ve gelişimi, yaşanan telaş ve panik, davalıların sıfat ve görevleri, yapılan işin niteliği, çalışma koşulları, pasajın kalabalık olması ve dosya kapsamındaki diğer olgular da gözetildiğinde yapılan hakkaniyet indirim oranının az olduğu, şu hâlde mahkemece daha yüksek oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken yazılı biçimde indirim oranının az takdir edilmiş olmasının doğru görülmediği, somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince davanın 153.906,16 TL’lik kısmının kabulüne karar verilmiş olmakla birlikte davalıların kusur oranlarına atıf yapılmak suretiyle karar verildiği, infazı kabil olabilecek şekilde taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların net olarak belirlenmediği, her bir davalının sorumlu olduğu miktarların açıkça kararda gösterilmediği, infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde açık ve net bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.<br>Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında belirtilen kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda somut olayın özelliği, eylemin oluş şekli ve gelişimi, yaşanan telaş ve panik, davalıların sıfat ve görevleri, yapılan işin niteliği, çalışma koşulları, pasajın kalabalık olması ve dosya kapsamındaki diğer olgular ve bozma ilamı da gözetildiğinde rücuya esas tazminat miktarından TBK'nın 51. maddesi gereğince takdiren %95 oranında hakkaniyet indirimi yapılmasına karar verildiği ve her bir davalının sorumlu olduğu miktarların kararda açıkça gösterildiği, her ne kadar yasal düzenlemeler gereği Türk Borçlar Kanunu'nun 51. ve 52. maddelerinden kaynaklanan hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeniyle, davanın kısmen reddedilmesi hâlinde, indirimden dolayı reddedilen kısım için davalı taraf yararına vekâlet ücreti takdir edilmemesi ve yargılama giderlerinin bu kabule göre belirlenmesi gerekmekte ise de Dairenin 2018/2322 Esas, 2020/2052 Karar sayılı ilamında hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen kısım için davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmiş ve yargılama giderleri tarafların haklılık oranına göre paylaştırılmış olup bu husus davacı idare tarafından temyiz nedeni yapılmadığından, davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, usuli kazanılmış haklar ve bozma ilamında davacı idarenin tüm, davalıların diğer temyiz itirazlarının yerinde görülmediği hususu gözetilerek hüküm kurulduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 38.476,53TL tazminatın 15.390,61TL’sinin davalı ...’den, 15.390,61TL’sinin davalı ...’tan, 7.695,30TL’sinin davalı ...’dan 18.11.2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin hakkaniyet indirimi nedeniyle reddine karar verilmiştir.<br>VI. TEMYİZ<br>A. Temyiz Sebepleri<br>Davacı vekili temyiz dilekçesinde; uygulanan hakkaniyet indirim oranının yüksek olduğunu, davalıların eğitimli profesyonel kişiler olduğunu, olayın yarattığı panik ve olay yerinin kalabalık olması gibi unsurların kusurlarını hafifletmeyeceğini, davalıların tümü kusurlu olup davanın tümden kabulü gerektiğini, davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, bu bakımdan davalılar yararına usuli kazanılmış hak oluşmadığını beyan etmektedir.<br>B. Değerlendirme ve Gerekçe <br>Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, emniyet mensubu olan davalıların asayiş olayına müdahaleleri sırasında yerden alınıp elden ele dolaştırılan silahın ateş alması sonucu vefat eden polis memurunun mirasçılarına ödenen tazminatın rücuen tazmini istemiyle açılan davada, hükmün bozmaya uygun şekilde her bir davalının sorumlu olduğu miktarlar kararda açıkça gösterilmek suretiyle kurulup kurulmadığı, uygulanan hakkaniyet indirimi oranının yerinde olup olmadığı, yapılan hakkaniyet indirimi nedeniyle davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.<br>Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, yapılan hakkaniyet indirim oranının yerinde olduğu, her ne kadar hakkaniyet indirimi nedeniyle indirimden dolayı reddedilen kısım yönünden davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekli ise de bozma öncesi hakkaniyet indirimi gereği reddedilen tutar üzerinden davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karşın bu hususun temyiz konusu yapılmaması nedeniyle davalılar yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br>VII. KARAR<br>Açıklanan sebeplerle;<br>Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,<br>492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına,<br>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br>30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.  <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"46b33d8df00c7afa","SID":"58edbfd24550699e"}}