{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">4. Hukuk Dairesi         2022/16413 E.  ,  2024/6799 K.</font></b><ul><li style=\"font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold\"></li></ul><ul style=\"list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12\"></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:Asliye Hukuk Mahkemesi<br><br><br>Taraflar arasında görülen muvazaalı işlemin  iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına  karar verilmiştir.<br>Mahkemece bozmaya direnilerek davanın reddine karar verilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca  direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilmiştir.<br>Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne  verilmiştir.<br>Mahkeme kararı  davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki  belgeler incelenip gereği düşünüldü:\t<br><br>I. DAVA\t<br>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ...'un alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı dört taşınmazı 10.2.2004 tarihinde muvazaalı olarak damadı davalı ...'e sattığını, ancak taşınmazların halen borçlu tarafından kullanıldığını belirterek davalılar arasındaki 10.2.2004 tarihli satışın Borçlar Kanununun 18 inci maddesi gereğince muvazaalı olması nedeniyle hükümsüzlüğüne ve hiç yapılmamış olduğunu tespitine karar verilmesini  talep etmiştir.<br><br>II. CEVAP<br>Davalılar vekili cevap dilekçesinde, davanın İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğunu  ve beş yıllık süre dolduktan sonra açıldığını, hak düşürücü süre itirazı kabul edilmediği takdirde davanın Borçlar Kanununda belirtilen bir ve beş yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddini savunmuştur.<br><br>III.  MAHKEME KARARI<br> Mahkemenin  06.07.2012 tarihli ve 2011/144 Esas, 2012/2020 Karar sayılı kararı ile; davanın İİK'nun 284 üncü maddesindeki 5 yıllık sürede açılmadığı gerekçesi ile  davanın reddine  karar verilmiştir.<br><br>IV.  BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ <br>A. Bozma Kararı <br>1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili  temyiz isteminde bulunmuştur.<br>2. Yargıtay  (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli ve 2012/14217 Esas, 2014/2020 Karar sayılı ilamı ile; \"...Dava BK'nun 18 inci (Türk Borçlar Kunununun 19 uncu maddesi) maddesi uyarınca muvazaalı işlem yapıldığı iddiasına dayalı tapu kayıtlarının iptali ile borçlu adına tescili istemine ilişkindir.<br>Bir davada taraflarca ileri sürülen maddi olguların hukuki değerlendirilmesini  yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir.<br>Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla BK 18 inci maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır. Yüzelsel bakıldığında tasarrufun iptali davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277 nci maddesinde sözü edilen tasarrufun iptali davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen, kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir.<br>Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi  yönünden hüküm kurulması gerekecektir.<br>Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin 11.2.2004 tanzim 5.3.2004 vade tarihli senet nedeniyle davalı ...'dan alacaklı olduğunu, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleştiğini, alacağın tahsilini imkansız ... getirmek amacıyla borçlunun adına kayıtlı dört taşınmazı 10.2.2004 tarihinde damadı davalı ...'e devretmesine rağmen halen kendisinin kullandığını, Uşak İcra Hukuk Mahkemesince yapılan 14.2.2011 tarihli keşif sırasında taşınmazların borçlu ve oğlu tarafından kullanıldığının belirlendiğini belirterek açıkça ve ısrarla BK 18 inci madde gereğince muvazaalı satışların iptalini talep etmiştir. Bu durumda mahkemece dava konusu taşınmazların satışına ilişkin 10.2.2004 tarihli satış işlemlerinin danışıklı olup olmadığı araştırılmalı, tarafların bu konuda sunduğu deliller toplanarak davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları tespit edildiği takdirde takip konusu alacağın  tahsili için İİK 283/1-2 maddesi kıyasen uygulanarak tapu  kaydının iptaline gerek olmadan davacının alacaklarını alabilmesi için dava konusu taşınmazların haczi ve satışı konusunda davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.  Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre davanın İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu yolundaki mahkemenin kabulü isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir. ..\"  gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir.<br><br>B. Mahkemece Verilen Direnme Kararı<br>1. Mahkemenin 22.05.2015 tarihli ve 2015/159 Esas, 2015/313 Karar sayılı kararı ile; eldeki davanın muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olsa idi bozma ilamındaki görüşün mahkemece de benimseneceği, dava dilekçesindeki istemin davaya konu taşınmazların satışının hükümsüzlüğüne ve hiç yapılmamış olduğunun tespitine yönelik olduğu, davaya konu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile borçlu adına tescilinin talep edilmediği, dava dilekçesinde hukuki dayanak olarak İİK’nın 277 ve devamı maddelerinin gösterildiği, davanın mahiyeti gereğince de davanın İİK’nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası olduğunun kabulünün gerektiği, İİK 278, 279 ve 280 inci maddelerinde iptale tabi tasarruflar sayıldıktan sonra 284 üncü maddesinde iptal davası açma hakkının batıl tasarrufun meydana geldiği tarihten itibaren beş sene geçmekle düşeceğinin düzenlendiği, bu beş yılık sürenin hak düşürücü nitelikte olup resen göz önünde bulundurulması gerektiği, bozma ilamında belirtildiği üzere iddia ve ispatın genel hükümlere göre değerlendirilmesinin ardından İİK’nın 283/1-2 nci maddesinin kıyasen uygulanmasının hukukun genel mantığına aykırı olduğu, bu görüşün kabulü hâlinde hak düşürücü sürenin uygulanabilme imkânının kalmayacağı, beş senelik hak düşürücü süreyi geçiren tüm alacaklılar için genel hükümlere göre muvazaa iddiasına dayanarak akabinde İİK’nın 283/1-2 nci maddesinden faydalanma sonucunu doğuracağı, hatta bu hâlde hak düşürücü süreyi kaçıran alacaklının tasarrufun iptali davasının özel şartlarından olan aciz belgesi sunma yükünden dahi kurtulacağı, bu durumun ise hakkaniyete aykırı olduğu, davaya konu taşınmazların devirlerinin 10.02.2004 tarihinde ve 193 yevmiye numaralı resmî senet ile gerçekleştirilmiş olduğu, davacı tarafça 23.03.2004 tarihinde İİK’nın 331 inci maddesine muhalefet suçu nedeniyle Banaz Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğuna göre taşınmazların devredildiğinin en geç 23.03.2004 tarihinde davacı tarafça öğrenildiği, buna rağmen hak düşürücü sürenin sona ermesinden çok sonra 20.04.2011 tarihinde eldeki davanın açıldığı, dava açmayı ihmal eden davacı alacaklının lehine sonuç doğuracak şekilde yorum yapılmasının kabulü hâlinde İİK’nın 284 üncü maddesinin işlevsiz kalacağının anlaşıldığı gerekçeleriyle   önceki hükümde ısrar ile davanın reddine karar verilmiştir.<br>2. Mahkemenin  yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili  temyiz isteminde bulunmuştur.<br>3. Bu defa Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2020 tarihli ve 2017/17-1505 Esas, 2020/204 Karar sayılı ilamı ile;<br> \"...Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.\"  gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir.<br>C. Mahkemece  Bozmaya Uyularak Verilen Karar <br>Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşımazların tapu bilgilerinden borcun doğum tarihinden sonra yapıldığı, bilirkişi  tarafından belirlenen rayiç bedeler ile davalı 3. kişi tarafından ödenen bedeller arasında misli fark bulunduğu, davalı ...'in davalı ...'ın damadı olduğu,  bu sebeple davalı ...'un mali durumunu bilecek durumda olduğu, satışın danışıklı olarak yapıldığı bu halde İİK. 278 ve 280 inci maddelerinin olaya uygulama alanı bulunduğu   gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.<br><br>V. TEMYİZ<br>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br>Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. <br><br>B. Temyiz Sebepleri<br>Davalılar  vekilleri  temyiz dilekçesinde; ivazlar arasında önemli oransızlık olmadığını, tanık beyanlarında  satışın muvazaalı olduğuna ilişkin bir bilginin olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.<br><br>C. Gerekçe<br>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br>Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, TBK'nun 19 uncu maddesine  göre açılmış muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir.<br><br>2. İlgili Hukuk<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına  devam olunan  mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun)  428 inci maddesi,  438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası,  6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun'un 19 uncu maddesi.<br><br>3. Değerlendirme<br> Mahkemelerin  nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un  geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına  devam olunan  mülga 1086 sayılı Kanun'un  428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik  bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, kararda dayanak olarak kullanılan İcra ve İflas Kanunun'un 277 ve devamı maddelerinin olayda uygulama imkanı olmamakla birlikte, sonuca  etkili olmadığı, dava konusu taşınmazların bir kısmının borçlunun kullanımında olduğu anlaşılmakla; davalılar  vekili tarafından temyiz dilekçesinde  ileri sürülen nedenler  kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>VI. KARAR <br>Açıklanan sebeplerle;<br>Davalılar  vekillerinin  yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine,Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,02.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br>  <br><br><br><br><br><br>  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"432ae5f697f311c1","SID":"c300356ccd13f7e0"}}