{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">16. Hukuk Dairesi         2014/12696 E.  ,  2014/15242 K.</font></b><ul><li style=\"font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold\"></li></ul><ul style=\"list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12\"></ul><br>\n<b><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\"İçtihat Metni\"</font></b><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">MAHKEMESİ\t: AMASYA KADASTRO MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 13/12/2013<br>NUMARASI\t: 2013/8-2013/16<br><br>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>Uygulama kadastrosu sırasında Kadastro Komisyonu Tutanağı ile ... Köyü çalışma alanında bulunan ve tapuda davacı D.. P.. ile Mustafa ve N. P. adına eşit paylı olarak  kayıtlı bulunan eski 1304 parsel sayılı 20000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 225 ada 13 parsel numarasıyla ve 20.391,67 metrekare yüzölçümlü olarak; davalılar M.. İ.., S.. S.., B.. İ.. adına eşit paylı olarak kayıtlı bulunan eski 135 parsel sayılı 5000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz 225 ada 11 parsel numarasıyla ve 5.213,30 metrekare yüzölçümlü olarak, eski 1537 parsel sayılı 13000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 225 ada 12 parsel numarasıyla ve 12.782,90 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı D.. P..,  uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait 225 ada 13 sayılı parsel ile davalılara ait 225 ada 11 ve 12 sayılı parsellerin müşterek sınırında yanlışlık yaplarak 13 sayılı parselin bir kısmının 11 ve 12 sayılı parsele ilave edildiği iddiasına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne; dava konusu  225 ada 11 parsel, 225 ada 12 parsel, 225 ada 13 parsel numaralı taşınmazların uygulama tespitlerinin iptali ile bilirkişi raporunda ekli Ek-1 haritasında ve Ek-2 ortofoto üzerinde (11_A) ile gösterilen 534,585 m2 yüzölçümündeki bölümün davalı 225 ada 11 parsel numaralı taşınmazdan çıkarılarak davacı 225 ada 13 parsel numaralı taşınmaza eklenmesi; (12_A) ile gösterilen 83,484 m2 yüzölçümündeki bölümün davalı 225 ada 12 parsel numaralı taşınmazdan çıkarılarak davacı 225 ada 13 parsel numaralı taşınmaza eklenmesi suretiyle 225 ada 13 parsel numaralı taşınmazın 21.204,65 m2, 225 ada 12 parsel numaralı taşınmazın 12.699,415 m2, 225 ada 11 parsel numaralı taşınmazın 4.678,714 m2 olarak tapuya tescillerine, fenni bilirkişi heyetinin 04.11.2013 tarihli raporunun kararının eki sayılmasına;  karar verilmiş; hüküm,  davalı M.. İ.., S.. S.. ve B.. İ..  tarafından temyiz edilmiştir.<br>Hukuk sistemimizde, tapu siciline kayıtlı taşınmazların sınır güvenliğini, haritaların sağladığı ve haritaların  mülkiyet hakkının  bütünleyici parçası olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle, yasalarımızda, tapu  kayıtlarının kapsamının  belirlenmesinde, kayıtlar bir plana ve haritaya bağlanmış ise bunlara değer  verilmesi  gerektiği  benimsenmiştir. Ancak bu kabulün gerçekle örtüşebilmesi  için, harita  ve  planların  doğruluk  derecelerinin  yüksek, zemini tam yansıtır ve her  zaman  uygulanabilir   nitelikte   olması   zorunlu   bulunmaktadır.  Bu noktada, kadastro çalışmalarının amacı da tapu sicilinin gerektirdiği yüksek güvenirlikli haritaları oluşturmak suretiyle mülkiyet hakkını korumaktır. Ne var ki; günümüze kadar üretilen kadastral haritaların önemli bir kısmı, teknik açıdan sorunların çözümüne olanak  vermediği gibi, veri kalitesi de parsel tabanlı bilgi sistemini oluşturacak, haritaların sayısallaştırılmasına imkan sağlayacak nitelikte değildir. Dönemlere göre  farklı ölçek ve koordinat sistemlerinde, farklı türlerdeki altlıklarla çizilmiş ve farklı üretim yöntemleriyle oluşturulmuş kadastral haritalardaki farklılık;   başka   bir   ifadeyle    üretilen    haritaların   zemindeki   gerçekliği  tam  olarak  yansıtmaması,  kadastromuzun en   büyük   sorunlarından   biridir.  İşte   bu nedenlerle,  teknik açıdan yetersiz kalan, uygulama niteliğini kaybeden, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği anlaşılan kadastro haritalarının yenilenmesi ve uygulanabilir hale getirilmesi zorunlu olmuş; bu amaçla ilk önce 23.06.1983 tarihli 2859 sayılı Yasa uyarınca yenileme çalışmaları (yenileme kadastrosu) yapılmış, bu Yasa ihtiyaca cevap vermeyince,  22.02.2005 tarih 5304 sayılı Yasa ile getirilen   3402 sayılı  Kadastro Kanunu'nun 22/a maddesi ile bu madde uyarınca 29.11.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren \"Kadastro Haritalarının Yeniden Düzenlenmesi ve Tapu Sicilindeki Gerekli Düzeltmelerin Yapılmasında Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik\"  hükümlerine göre çalışmalar (uygulama kadastrosu) yapılmaya başlanmıştır. Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve ilk kadastro tarihinde de mevcut olan sabit noktalardan, aynı döneme ve öncesine ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan bir dizi teknik çalışmalardan sonra  tesis kadastrosu haritaları ortofoto üzerine işlenmekte, haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden kaynaklandığı tespit edilerek ada raporu düzenlenmekte ve bundan sonra yukarıda sözü edilen yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak uygulama tutanağı  düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. Yukarıda kısaca açıklanan çalışmalar tamamlandıktan sonra uygulama tutanakları ve haritaları askı ilanına çıkarılmaktadır. Askı ilan süresi içinde açılan tespite itiraz davalarında, husumet yöneltilmesi gereken davalı, davacıya ait taşınmazda eksilmeye ya da sınır değişikliğine sebep olan komşu parsel malikleridir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle, nasıl bir araştırma yapılması gerektiği hususu önem  taşımaktadır. Yukarıda  yer alan  açıklamalardan da  anlaşılacağı  üzere,  uygulama  kadastrosu, önemli oranda bir mühendislik faaliyetidir. Hal  böyle olunca; mahkemece öncelikle denetime veri teşkil edecek ortofoto, tesis kadastrosu  haritası, varsa  bu  haritada  değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki  olan haritalar, varsa  uygulama  kadastrosu  sırasında  yararlanılan  diğer  haritalar gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları ve  harita  mühendisi fen  bilirkişisinin  katılımı  ile keşif  yapılmalı; keşif  sırasında yerel  bilirkişi  ve  tanıklardan  ilk tesis  kadastrosu  sırasında  da  zeminde  mevcut  olan sabit sınır ya da yapılar bulunup  bulunmadığı  sorularak varsa yerleri fen bilirkişisine işaretlettirilmeli, fotoğrafları  çekilmeli, fen  bilirkişisinden uygulama kadastrosuna esas teşkil eden bilgi  ve belgeler ile bilirkişi  ve tanık anlatımlarından  yararlanarak  uygulama kadastrosunu  denetlemesi istenmelidir. Fen bilirkişi raporunda,  ilk tesis kadastrosunun hangi  yöntem  ve  tekniklerle  yapıldığı, uygulanan  yöntemlerin  hata  paylarının  ne  olduğu,  üretilen  haritaların  zeminle  uyumsuz bulunması  halinde   farklılığın  nereden  ve  hangi  sebeplerden   kaynaklandığı,  uygulama  kadastrosu  sonucu  tespit  edilen yeni sınırların yönetmelik  hükümlerine  uygun  olarak tespit edilip   edilmediği uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlar ve  \"ada raporu\" ile \"uygulama tutanağı ve haritasını\" irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı ayrıntılar yer almalı; ayrıca birincisi, ortofoto üzerinde ilk tesis kadastrosuna ait harita ile uygulama haritasını ada bazında, ikincisi çekişmeli taşınmazlar ve komşularını kapsar bazda ve üçüncüsü ise ilk tesis kadastro haritası ile çekişmeli taşınmazların zeminini çakıştırır bazda en az üç adet harita düzenlenmesi  ve uygulama haritasında yanlışlık varsa, doğru sınırları gösterir harita tanzim edilmesi istenmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. <br>Somut olayda; mahkemece, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Mahallinde yapılan keşif sonunda dosyaya ibraz edilen 06.11.2013 havale tarihli fen bilirkişilerin raporunda 22/a çalışmasının yönetmelik hükümlerine uygun yapıldığı, ilk tesis kadastrosunda mevcut olan ve şu anda da mevcut olan sabit sınırlara göre güncel teknoloji  ve teknik ile yeniden ölçülüp hesaplamanın yapıldığı belirtilerek  ihtilaflı sınır korkide gösterilmiştir. Oysa mahkemenin uygulama kadastrosunda sınırın yanlış alındığına dair kabulü fen bilirkişi raporuna ters düşmektedir. Mahkemece fiili kullanım sınırları dikkate alınarak  hüküm  kurulmuş,  çekişmeli taşınmazlar arasında fen bilirkişi raporunda (11-A), (12-A) olarak gösterilen ihtilaflı sınırların yenileme kadastrosu sırasında neden değiştirildiği yukarıda sayılan ilkeler çerçevesinde açıklığa kavuşturulmamıştır. Mahkemece yetersiz inceleme ve araştırmaya dayanılarak hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine, 15.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.<br> <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"687e93b450cf58796d1338c32f711a55","SID":"7cdf116f0f451655"}}